Gümrük memuru Ali Rıza Bey ile Zübeyde
Hanım'ın oğlu olan Mustafa Kemal, ilköğrenimine Selanik'te
başlayıp, babasının ölümü (1893) üzerine annesi ve
kızkardeşiyle bir süre dayısının kâhyalık yaptığı Çalı
Çiftliği'nde (Langaza, Selanik yakını) yaşadı.
Öğrenimini sürdürebilmek için yeniden Selanik'e anneannesi
ve teyzesinin yanına gönderilip, askeri rüştiyeyi (1895),
Manastır Askeri İdadisi'ni (1898) bitirdi. İstanbul'a
gelerek, Harbiye'ye girdi (1899). Bu arada Harbiye'den
tanıdığı Ali Fuat Cebesoy ve iki subay arkadaşıyla birlikte
Padişah'ı eleştirdikleri ve yasak kitapları okudukları
gerekçesiyle tutuklanıp, Yıldız Sarayı'nda bir süre sorguya
çekildiyse de, bağışlandı.
Harbiye'yi, kurmay yüzbaşı rütbesiyle bitirip (1905),
Şam'daki 5. Ordu'ya atandı (1905 Şubatı). Şam'da tanıştığı
Mustafa Cantekin ve Müfit Özdeş adlı arkadaşlarıyla
birlikte, Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kurup (1906),
Cemiyet'in Yafa, Kudüs ve Beyrut şubelerinin örgütlenmesinde
rol oynadı. Cemiyetin şubesini kurmak için Selanik'e gidip,
yeniden Şam'a dönerek, Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin,
İttihat ve Terakki ile birleşmesinin (1907) ardından,
Manastır'daki 3. Ordu'ya atandı.
İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdiyse de, Cemiyet'in
kurucularıyla pek anlaşamadı. Bu arada İttihat ve Terakki,
1786 Anayasası'nın geri getirilmesini isteyen bir bildiri
yayınladı ve İstanbul Hükümeti'nin Rumeli'ye yolladığı
birliklerin İttihatçılarla birleşmesi üzerine, İkinci
Meşrutiyet ilan edildi (1908).
Meşrutiyet'in ilanını, köklü reformların izlemesi ve ordunun
siyaset dışı kalması gerektiğini öne sürdüğü için İttihat ve
Terakki'yle arası açılan Mustafa Kemal, Rauf (Orbay), Kâzım
Karabekir, Fethi (Okyar), İsmet (İnönü), Refet (Bele), Ali
Fuat (Cebesoy) Beyler gibi subaylarla muhalif bir grup
oluşturdu. Bu arada Bingazi ve Trablusgarp'ta patlak veren
ayaklanmaları bastırmakla görevlendirilip, görevini kan
dökmeden tamamlayarak, Selanik'e döndü.
31 Mart Olayı patlak verince İstanbul'a yürüyen Hareket
Ordusu'nun (bu adı kendisi vermiştir) Yeşilköy'e kadar
kurmay başkanlığını yapıp, Selanik'e dönerek, İttihat ve
Terakki Büyük Kongresi'ne, Trablus delegesi olarak katıldı
(22 Eylül 1909).
1911'de İstanbul'da Erkânı Harbiye-i Umumiye Nezareti'nde
görevlendirilip, aynı yıl başlayan Trablusgarp Savaşı'na
gönüllü olarak katılarak, Tobruk ve Derne'de başarıyla
savaştı; binbaşılığa yükseltilip, ertesi yıl (1912) Balkan
Savaşı başlayınca, Bolayır'daki kolorduya atandı ve
Edirne'nin geri alınması harekâtına katıldı. Sofya Askeri
Ateşeliği'ne getirilip (1913), bir yıl sonra yarbaylığa
yükseldi.
Birinci Dünya Savaşı başlayınca, İttihat ve Terakki
Hükümeti'nin, yazılı uyarılarına karşın Almanya'nın yanında
savaşa girmesinden sonra, Çanakkale Cephesi'nde görev
verilerek, Tekirdağ'daki 19. Tümen Komutanlığı'na getirildi.
Gelibolu Yarımadası'na çıkmaya başlayan İtilâf Devletleri
birliklerine karşı Anafartalar, Conkbayırı ve diğer
cephelerde önemli savaşlar verdi. Hastalandığı için
İstanbul'a dönüp, rütbesi albaylığa yükseltildi (1915).
1916'da Edirne'de 16. Kolordu Komutanlığı'na, hemen
ardındanda livalığa yükseltilerek, Doğu'da bir başka
kolorduya atandı; Diyarbakır'da Kâzım Karabekir Paşa'yla
birlikte, yeni kurulmakta olan 2. Ordu'yla Muş ve Bitlis'i
düşman işgalinden kurtarıp (6-7 Ağustos 1916), ertesi yıl 2.
Ordu'nun komutanlığına getirildi (18 Mart 1917).
Falkenhayn komutasında kurulan Yıldırım Orduları grubu
içindeki 7. Ordu Komutanlığı'na atandıysa da, askeri
stratejiyle ilişkin görüş ayrılıkları nedeniyle istifa
ederek İstanbul'a döndü (Ekim 1917) ve genel karargâh emrine
alındı.
Alman İmparatoru'nun davet ettiği Veliaht Vahdettin'le
birlikte Almanya'ya gidip, yolculuk boyunca Veliaht'a
savaşın kaçınılmaz sonuçlarını anlattı. Vahdettin tahta
çıkınca, 7. Ordu Komutanlığı'na ve Padişah'ın fahri
yaverliğine getirilip (1918), cephenin İngiliz saldırısı
karşısında çökmesi ve Almanya'nın ateşkes istemesi üstüne,
Padişah'a bir telgraf çekerek, Talat Paşa Hükümeti'nin
yerine kurulan yeni hükümetin, hemen Osmanlı Devleti'nin
müttefiklerinden ayrı bir barış antlaşması imzalamasını,
elde kalan kuvvetlerin Anadolu'ya çekilerek ulusal direnişe
geçilmesini istedi.
Ahmet İzzet Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesi ve Rauf Bey
ile Fethi Bey'in de görev aldığı yeni hükümetin Mondros
Ateşkesi'ni imzalamasından (30 Ekim 1918) sonra, Liman Von
Sanders'in ayrılmasıyla Yıldırım Orduları Grubu
Komutanlığı'na getirildi.
İngilizlerin müdahalesiyle Yıldırım Orduları Grubu
dağıtılınca, İtilâf Devletleri birliklerinin İstanbul'u
işgal ettikleri (13 Kasım 1918) günlerde İstanbul'a dönüp,
Anadolu'ya geçme olanaklarını araştırmaya başladı.
İngilizlerin Samsun dolaylarındaki Rum çeteleri ile Türkler
arasındaki çatışmaların önüne geçilmesini istemeleri üstüne,
çok geniş yetkilerle 9. Ordu Müfettişliği'ne atanmasıyla
beklediği fırsatı bulup (o sırada Yunanlılar İzmir'e asker
çıkardılar), 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak bastı. İlk iş
olarak askeri alanda, Anadolu ve Trakya'da ayakta kalmış
birliklerle, siyasal alandaysa Müdafaa-i Hukuk ve Reddi
İlhak Gruplarıyla ilişki kurdu; İstanbul'un kendisine
verdiği görev, bu grupları dağıtmak olduğu halde,
aralarındaki bağları pekiştirmek ve Kuvay-i Milliye adı
altında kurulmakta olan silahlı halk kuvvetleriyle ilişkiye
geçmek için çaba gösterdi.
Havza'ya, ardından da Amasya'ya geçerek çalışmalarını
sürdürdü. 3 Temmuz'da Vilayat-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuki
Milliye Cemiyeti'nin kongresine katılmak için Erzurum'a
gidip, İstanbul Hükümeti'nin durumdan kuşkulanarak geri
dönmesini bir telgrafla bildirmesi (7 Temmuz 1919) üstüne,
görevinden ve askerlikten istifa ettiğini bildirdi.
23 Temmuz-7 Ağustos arasındaki Erzurum Kongresi'nde seçilen
temsilciler kurulunun başkanlığına getirildi ve alınan
kararları bir bildiriyle açıkladı. Sivas Kongresi'nde (4
Eylül 1919), Erzurum Kongresi'nin kararlarının
onaylanmasından sonra, istifa etmek zorunda kalan Damat
Ferit Hükümeti'nin yerine kurulan Ali Rıza Paşa Hükümeti'nin
temsilciler kuruluyla (Heyet-i Temsiliye) görüşmeler yapmak
için gönderdiği Salih Paşa'yla Amasya'da görüşerek (20-22
Ekim 1919), Amasya Protokollerini imzaladı.
Erzurum Milletvekilliği'ne seçildiği (7 Kasım 1919) halde,
12 Ocak'ta İstanbul'da toplanan Mebusan Meclisi'ne katılmadı
(Mustafa Kemal'in katılmadığı bu son Osmanlı Meclisi,
Misak-ı Milli İlkeleri'ni kabul etti.17 Şubat 1920).
Bu arada Damat Ferit Paşa, yeniden sadrazamlığa getirilip,
Anadolu'daki ulusal hareketi "isyan", bu hareketi
yönetenleri de "eşkıya" diye niteleyerek, "hilafet ordusu"
adı altında toplanan birlikleri, Mustafa Kemal Paşa'ya bağlı
kuvvetlerle savaşmak için Anadolu'ya gönderdi. Bu durum
karşısında Mustafa Kemal, 23 Nisan 1920'de Ankara'da ilk
Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni toplayıp, Meclis'in seçtiği
11 kişilik icra vekilleri heyetinin başkanlığına getirildi
(24 Nisan 1920).
Birinci Büyük Millet Meclisi döneminde, Mustafa Kemal en
çok, savaşın yönetimine ilişkin sorunlarla ilgilendi. Bir
yandan düşmana karşı çarpışılırken, öte yandan Çerkes Ethem
gibi çetecilerin disiplin dışı davranışlarıyla uğraşmak
zorunda kaldı. Doğu Cephesi'ndeki savaşlar, Kâzım Karabekir
Paşa tarafından yürütülürken, Batı Anadolu'da verilen
savaşların yönetimini Mustafa Kemal Paşa üzerine aldı.
Bir yıldır İzmir ve çevresini ellerinde bulunduran
Yunanlılar, 22 Haziran 1920'de, Osmanlı Hükümeti'ne,
Müttefikler tarafından önerilen barış antlaşmasını kabul
ettirmek amacıyla ileri harekâta geçmeleri üzerine, bu
ilerleyişten ürken İstanbul Hükümeti, 10 Ağustos 1920'de
Sevr Antlaşması'nı imzaladı.
Ankara Hükümeti'nin bu antlaşmayı tanımadığını açıklamasının
ardından, Garp Cephesi Komutanlığı'na getirilen Albay İsmet
(İnönü) Bey, Birinci İnönü Savaşı'nda (10 Ocak 1921),
Yunanlıları geri çekilmek zorunda bıraktı. Savaş yeniden
başladıysa da, İkinci İnönü Savaşı (1 Nisan 1921) da
Yunanlıların yenilgisiyle sonuçlandı.
10 Temmuz'da Yunanlılar bir genel saldırıya geçince, Garp
Cephesi Karargâhı'na giderek, İsmet Paşa'ya, orduyu
Sakarya'nın doğusuna geçirme emrini verdi ve komutayı üstüne
aldı. Ardından, olağanüstü yetkilerle, Büyük Millet Meclisi
Orduları Başkomutanlığı'na getirildi.
Yunan Ordusu'nun 23 Ağustos'ta yeniden başlattığı genel
saldırıya karşı, aralıksız 22 gün 22 gece süren çetin
savaşta (Sakarya Meydan Savaşı), cepheyi bizzat yönetip,
Sakarya'nın doğusundaki bütün Yunan Birliklerinin
yokedilmesini sağladı. 19 Eylül'de, Büyük Millet Meclisi
tarafından mareşalliğe yükseltildi ve "gazi" unvanı verildi.
Sakarya Meydan Savaşı'ndan sonra Eskişehir-Kütahya-Afyon'un
doğusundan geçen bir hatta güçlü biçimde mevzilenen Yunan
Ordusu'nu kesin yenilgiye uğratmayı tasarlayan Mustafa
Kemal, 26 Ağustos 1922 sabahı "Ordular ilk hedefiniz
Akdeniz'dir ileri!" komutuyla Büyük Taarruz'u başlattı ve
ilk Türk Birliklerinin 9 Eylül'de İzmir'e girmeleriyle, üç
buçuk yıldır işgal altındaki Anadolu Toprağı0 düşmandan
kurtulmuş oldu.
Bu arada Uşakizade Latife Hanım'la tanışarak evlenen (29
Ocak 1923; bu evlilik 6 Ağustos 1925'te anlaşmazlık
nedeniyle boşanmayla sonuçlandı) Mustafa Kemal, Mudanya
Mütarekesi'nin (11 Ekim 1922) imzalanması, Vahdettin'in
Türkiye'den kaçması (17 Kasım 1922), Lozan Antlaşması'nın
(24 Temmuz 1923) imzalanması, İtilâf Devletleri'nin
İstanbul'u boşaltmaları (2 Ekim 1923), Ankara'nın başkent
olması ve Halk Fırkası'nın kurulmasının ardından, 29 Ekim
1923'te Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin, cumhuriyeti ilan
etmesiyle, cumhurbaşkanı seçildi.
Sonra toplumsal devrimlere girişip, ülkeyi çağdaş uygarlık
düzeyine yaklaştırdı. 26 Kasım 1934'te TBMM, çıkardığı özel
bir yasayla, Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadını verdi.
Dış siyasette "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesini
benimseyen Atatürk, Türkiye'nin bağımsızlığını ve toprak
bütünlüğünü, dostluk antlaşmaları, bölgesel paktlarla
güvence altına aldı (Balkan Paktı, 1934; Sadabat Paktı,
1937).
Montreux Antlaşması'yla (20 Temmuz 1936), Boğazların yeniden
Türk savunma sistemi içine alınmasını, Fransızlara bırakılan
Hatay'ın, Ankara Antlaşması'yla anavatana katılmasını (7
Temmuz 1939) sağlayıp, yakalandığı siroz hastalığının hızla
ilerlemesiyle 10 Kasım 1938'de İstanbul'da Dolmabahçe
Sarayı'nda öldü.
Naaşı, İstanbul'dan Ankara'ya taşınarak önce Etnografya
Müzesi'ndeki geçici kabrine konuldu (21 Kasım 1938);
ölümünün 15. yılında da, büyük bir törenle Anıtkabir'e
aktarıldı (10 Kasım 1953).