 |
|
 |
 |
 |
.::
TrKonya.Com Kitap
ve Roman Özetleri Bölümü ::. |
 |
|
Roman Kitap özetleri
reşat nuri güntekin ateş
gecesi roman özeti
|
KİTABIN
ADI : ATEŞ GECESİ
KİTABIN YAZARI : REŞAT
NURİ GÜNTEKİN
1)KİTABIN KONUSU:
Bir gencin İstanbul’dan
Milas’a sürgün
gönderilmesiyle başlayan
yarı acı yarı tatlı
günlerine bir de yeni
bir, önceleri
karşılıksız fakat
çabaları sonucunda,
karşılıklı büyük bir
aşkın doğmasını
anlatıyor.
2)KİTABIN ANA FİKRİ:
Birbirini seven
insanların er ya da geç,
tüm zorluklara rağmen
kavuşup mutlu
olabileceğini ve bunun
onlar için belki de daha
hayırlı olacağından
bahsediyor.
3)KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ
GÖRÜŞLER:
Kitap sade ve anlaşılır
bir dille yazılmış,
içinde birçok yabancı
kökenli kelimeler
olmasına rağmen geneli
ele aldığımızda kolayca
anlaşılıyor.Yazar hazin
bir aşk hikayesini,
oldukça güzel bir dille
anlatmış.
4)KİTABIN ÖZETİ:
Murat Bey Milas’a sürgün
gönderildiği gün onu
kaymakam bey karşıladı.
Kaymakam Murat Bey’i
gördüğünde başta
şaşırarak sürgün sen
misin çocuğum dedi.
Çünkü Murat Bey fiziki
görünüşüyle yaşından
oldukça küçük
gösteriyordu. Kaymakam
kısa bir zaman sonra
yanındakileri Murat
Bey’e tanıttı.
Fakat zaman geçtikçe
alışmaya başlıyordu. Bir
gün kaymakam, Selim Bey
ve Murat Bey bir iki
kadeh içmeye gittiler.
Murat Bey yaşı
itibariyle kaymakam ve
Selim Bey’den küçük
olmasına rağmen, onlara
ayak uydurabiliyordu.
Hatta kaymakam,
içkininde tesiri olsa
gerek Murat Bey’e ‘Murat
Bey çocuğum, diyordu,
sen artık yaşın
itibariyle olmasada
vaziyetin itibar, yle
koskoca erkeksi. Bu
sırada Murat Bey
mahallede çeşitli
muzurluklara da
başlamıştı. Murat Bey
uzun boylu, yeşil gözlü,
yakışıklı bir gençti.
Murat Bey önce Stematula
isminde bir genç kıza
ilgi duydu. Stematula
pek güzel olmamasına
karşın, bakışlarıyla
insanı büyülüyebiliyordu.
Murat Bey’de başta o
bakışlara kendini
kaptırdı. Fakat zamanla
Murat Bey, Stematula’dan
soğudu. Onun kendisinin
peşinden hiç
ayrılmayışı, sırf
kendisini görmek için
evine üç beş defa
gelmesi Murat Bey’i
rahatsız ediyordu.
Stematula Murat Bey’i
kıskandığından
mahalledeki diğer kızlar
hakkında, Murat Bey’e
asılsız dedikodular
ediyordu. Onlar hakkında
yalan yanlış bilgiler
vererek Murat Bey’in
onlardan soğumasını
istiyordu. Fakat zaman
geçtikçe Murat Bey,
Stematula’nın asıl
yüzünü amlamaya
başlıyordu. Ve zamanla
mahallenin neşeli
kızlarından birisi olan
Rina’ya gönlünü
kaptırdı. Rina güzel bir
kızdı.
Murat Bey bir akşam
Rina’ya kasabanın kilise
meydanına hayli uzak bir
yerde rastladı. İkisi
birlikte mahalleye kadar
geldiler. Ertesi akşam
Rina’ya hemen hemen aynı
yerde, ikinci kez
tesadüf etti. Murat
Bey’in şerefine
evlerinde bir ziyafet
tertip etti. Herkesi bu
ziyafete davet etti.
Yemekte Rina ile Murat
Bey hep göz gözeydiler.
Stematula bunun farkında
idi fakat hiç bir şey
yapamıyordu. Ama bir şey
yapmak için fırsat
koluuyordu. Bir ara
Rina, Murat Bey’bir şey
anlatmak istemiş ve
sesini diğerlerine
işittirmemek istiyor bir
tavırla Murat Bey’e
yüzünü yaklaştırdı.
Biraz ileride bir ağaca
arkasını dayamış, yüzü
dalların karanlığı
içinde kaybolmuş,
eğlencenin uzak bir
seyircisi kalmaktan
başka bir şey istemiyor
gibi gir hali vardı.
Murat Bey Stematulayı
yanına çağırarak ona kim
olduğunu sordu ve
Yunanistandan geldiğini
öğrendi. Murat Bey onun
yanına aşarak tereddüt
içinde bir şeyler
söylemeye başladı. O da
Runca birşeyler
söyleyerek Murat Bey’e
cevap verdi. Murat Bey
onun Rumca
konuşalarından bir şey
anlamayarak geri
çekileceği sırada
Stematula Murat beyin
imdadına yetişti ve
ikisi arasında
tercumanlığa başladı.
Kalabalığın arasında
ilerlerken, kibar
matmazelin ona göz
ucuyla baktığını
yakaladı. Biraz evvel
ona karşı bu kadar soğuk
bir vaziyet aldıktan
sonra bu bakışın niçin
olduğunu anlayamadı.
Yakalandığını anlayınca
birdenbire gözlerini
kaçırması, hatta bunu da
kafi görmeyerek direğin
arkasına saklanmak ister
gibi bir jest yapmış
olması da manalıydı.
Murat Bey yortu
gecesinden sonra hep o
kibar matmazeli düşünür
oldu. Her yerde onun
hayallerini görmeye
başladı. Murat Bey
yerinde duramıyor,
mutlaka o matmazeli
birdaha görmek
istiyordu. Stematula’ya
onun kim olduğunu, onun
hakkında daha detaylı
bilgi toplaması için
rica etti. Stematula’da
Murat Bey’e söz
verdirerek onun gerçek
kimliğini yani onun bir
Yunanlı değil Osmanlılı
olduğunu Doktor Selim
Bey’in kardeşi olduğunu
söyledi.
Murat Bey kendinden,
annesinden, babasından
bahsediyordu. Bir an
Selim Bey, Murat Bey’in
anlattıklarına göre,
onun babasını hatırlar
gibi oldu. Evet Murat
Bey’in babası zamanında
Selim Bey’e çok büyük
yardımlar yapmış, onu ve
ailesini bir çok kez
çeşitli tehlikelerden
korumuştu. Bunun üzerine
Selim Bey, Murat Bey’i
kendisine daha yakın
görüyor, ’babanın
zamanında bize çok büyük
yararları oldu, artık
sen de benim bir
kardeşimsin ‘diyordu. Bu
duruma Murat Bey çok
sevindi. Bu sayede Selim
Bey’in evine sık sık
girebilecek Afife’yi
daha sık görebilecekti.
Zaman su gibi akıp
geçiyordu.
Murat Bey biraz
rahatsızlanınca, Selim
Bey onu kendi evlerinde
ağırlamaya karar verdi.
Murat Bey biraz çekindi
ama Selim Bey ısrar
edince kabul etmek
zorunda kaldı. Aslında
bu Murat Bey için daha
iyi oldu. Kendiside
bunun farkındaydı. Bu
sayede Afife’yi her gün
görebilecekti. Murat
Bey’e köşkte bir oda
hazırlandı. Murat Bey’le
genelde Afife Hanım
ilgileniyordu. Sabah
kahvaltılarını yatağına
kadar getiriyor, adeta
bir çocuk bakıcısı edası
ile Murat Bey’e ilgi
gösteriyordu. Bu Murat
Bey’inde hoşuna
gidiyordu. Bu yakınlık
Murat Bey’I Afife
Hanım’a daha da sıkı
bağladı. Artık Murat Bey
Afife’den başka bir şey
düşünemiyordu. Onunla
yatıyor, onunla
kalkıyor, nereye baksa
onu görür gibi oluyordu.
on beş gün aradan sonra
Murat Bey yavaş yavaş
ayağa kalkmaya başladı.
Zaman zaman Afife
Hanım’la bahçeye çıkıp.
o küçücük bahçede sanki
bir ormanda dolaşır gibi
saatlerce
dolaşıyorlardı. Bazen
Murat Bey kendini üzgün
gösteriyor, Afife
Hanım’ın ona neyin var,
neden böyle üzgün
duruyorsun, yoksa bir
derdin mi var demesini
istiyordu. İstediğide
oldu. Afife Hanım daha
da ileri giderek, sanki
kendisini sevdiğini
biliyormuş gibi, neyin
var, yoksa aşıkmısın
diye sorular soruyordu.
Bunun üzerine Murat Bey
kendi kendine acaba onu
sevdiğimi biliyormu diye
düşünüyor, bazende Afife
Hanım’ın sen benim
kardeşimsin, bir derdin
varsa söyle demesi,
Murat Bey’i hayal
kırıklığına uğratıyordu.
Uzun bir süre Murat
Bey’le, Afife Hanım hiç
görüşmediler. Murat
Bey’in sürgün zamanı
bitti ve İstanbul’a
ailesinin yanına geri
döndü. Aradan yıllar
geçti ama Murat Bey’in
sevgisi asla ölmedi.
Murat Bey otuzbeş
yaşlarına gelmişti.
Afife Hanım bir gün
ansızın İstanbul’a
geldi. Selim Bey
rahmetli olmuştu. Afife
Hanımın Murat Bey’den
başka hiç tanıdığı
kalmamıştı. Murat Bey!in
annesi zamanında oğluna
çok büyük iyilikleri
olan Afife Hanım’I çok
iyi karşıladı ve tıpkı
bir anne şevkatiyle onu
bağrına bastı. Afife ile
Murat Bey başta
birbirlerine yabancı iki
kişi gibi hareket
ediyorlardı. Afife Hanım
‘ın yüzünde çizgiler
belirmiş, göz
kapaklarının altı
morarmaya başlamıştı.
Fakat hala eski
güzelliğini koruyordu.
Birkaç gün sonra Afife
Hanım, Murat Bey’le
konuşmak istediğini
söyledi. Afife Hanım çok
heyecanlıydı. Yıllar
sonra Murat Bey’I
sevdiğini ona itiraf
edcekti.
5)KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE
ŞAHISLARIN
DEĞERLENDİRİLMESİ:
STEMATULA:Varvar
Dudu’nun yanında
çalışan, Murat Bey’in
Milas’a gelmesiyle ona
aşık olan bir genç kız.
AFİFE:Selim Bey’in kız
kardeşi.Yirmi dört
yaşında, evli, bir çocuk
annesi, dolgun vücutlu,
yeşil gözleriyle
çevresindekileri
büyüleyen,güzel bir
kadın.
SELİM BEY:Girit’i
kurtarmak için çalışan,
zamanında Rumlar’ın
eline esir düşen
Sklavaki ailesinin küçük
oğlu.
VARVAR DUDU:Murat Bey’in
Milas’a sürgün
gönderildiğinde, evinde
kaldığı kırk yaşlarında,
dul bir kadın.Yaşlı
olmasına karşın, gayet
genç gözüken,
güzelliğiyle genç
kızlara taş çıkartan dul
bir kadın.
MURAT BEY:On dokuz
yaşında, İstanbul’dan
Milas’a sürgün
gönderilen yakışıklı,
dürüst bir genç.Yaşına
göre gayet olgun
davranışlar sergileyen,
oturaklı bir kişi.
6)KİTABIN YAZARI
HAKKINDA BİLGİ:
Reşat Nuri Güntekin
1889’da İstanbul’da
doğdu.Edebiyat
Fakültesi’ni
bitirdi.Liselerde
öğretmenlik, müdürlük,
Milli Eğitim
Müfettişliği yaptı.
Paris Kültür Ateşeliği
yaptı. UNESCO’DA
Türkiye’yi temsil etti.
Romanları, hikayeleri,
tiyatro eserlerini
yanısıra çeşitli
çevirileri de vardır.
ESERLERİ :
Hikaye kitapları: Tanrı
Misafiri (1927), Sönmüş
Yıldızlar (1927), Leyla
ile Mecnun (1928),
Olağan İşler (1930), vb.
Gezi yazıları: Anadolu
Notları (ilk cildi 1936;
ikinci cildi 1966).
Oyunları içinde en
ünlüleri Balıkesir
Muhasebecisi (1953) ve
Tanrıdağı Ziyafeti
(1955)’ dir. Bütün
eserleri ölümünden
sonra, eşi tarafından,
bir külliyat halinde
yeniden bastırıldı.
Romanları: Gizli El
(1922), Çalıkuşu (1922),
Damga (1924), Dudaktan
Kalbe (1925), Akşam
Güneşi (1926), Bir Kadın
Düşmanı (1927), Yeşil
Gece (1928),Acımak
(1928), Yaprak Dökümü
(1930), Kızılcık Dalları
(1932), Gökyüzü (1935),
Eski Hastalık (1938),
Ateş Gecesi (1942),
Değirmen (1944),
Miskinler Tekkesi
(1946), Harabelerin
Çiçeği (1953), Kavak
Yelleri (1950), Son
Sığınak (1961),Kan
Davası (1955),
Hikaye Kitapları: Tanrı
Misafiri (1927), Sönmüş
Yıldızlar (1927), Leyla
ile Mecnun (1928),
Olağan İşler (1930)
Gezi Yazıları: Anadolu
Notları (ilk cildi 1936;
ikinci cildi 1966)
Oyunları:Balıkesir
Muhasebecisi (1953),
Tanrıdağı Ziyafeti
(1955) |
|
| | |
| |
Roman özetleri Kitap özetleri
|
|