İmparator
Bizans'ın imparatorluk kavramı Roma ve Helen kaynaklıdır.
Tanrı-imparator anlayışı ve uygulaması Hıristiyanlaşmış
haliyle karşımıza çıkmaktadır. İmparator, Tanrı iradesiyle
gönderilmiş bir kişidir. Tanrı'nın seçilmiş kuludur ve onun
himayesinde hüküm sürmektedir. Kilise ve imparator bir
bütündür ve imparator kimsenin sorgulayamayacağı ve buna
cüret edemeyeceği son derece önemli bir şahıstır.
Bu özellikler taşıyan kişinin başında olduğu imparatorluk
da, tüm devletlerin, kavimlerin içinde olduğu ortaçağ
hiyerarşisinin tepesinde bulunmaktadır. Törenler hipodromda
yapılır ancak hükümdarlık ünvanının verilişinin en önemli
aşaması, taç giyme, Ayasofya'da gerçekleşirdi. Patrik yeni
hükümdara tacını giydirir ve hükümdar kendini " Tanrı'nın
sevgili ve yeryüzündeki vekili" olarak tanıtırdı.
Hukuk
İmparator, adalet örgütünün başıydı. 14.yüzyılın başlarına
kadar en yüksek mahkeme imparatorun başkanlık ettiği
mahkemeydi. Üyeleri yüksek memurlardan seçilirdi. Ağır
suçlar burada görüşülür ve karara bağlanırdı. Bu yüksek
mahkemenin dışında, yüksek daire başkanlarının yönettikleri
mahkemeler ve ayrıca kentlerde birçok ilk mahkemeler
bulunmaktaydı.
Ordu
Bizans ordusu kara ve deniz kuvvetlerinden meydana
geliyordu. İmparatorluğun kurulduğu dönemde kara ordusu iyi
örgütlenmiş ve iyi eğitim görmüştü. Kara ordusu sınırlarda
oturan birliklerle merkezde bulunan ve her cepheye
gönderilen esas kuvvetlerden oluşurdu. 7. yüzyılda ordu ordu
örgütünde önemli değişiklikler oldu.
Thema sistemi ile eyaletlerdeki askeri birlikler yeni bir
sisteme bağlandı. Strategos, aynı zamanda themasının askeri
birliklerinin komutanıydı. Kara ordusu piyade ve süvari
olmak üzere iki kola ayrılmıştı. Silah olarak kılıç, kalkan,
mızrak, zırh ve çeşitli savaş baltaları, mancınıklar
kullanılıyordu. Bizans İmparatorluğu kurulduğu zaman düzenli
bir donanması olmadığı gibi 7. yüzyıla kadar Bizans'ın
denizlerde kuvvetli bir düşmanı da yoktu. Fakat Müslüman
donanmasının kurulmasından ve Bizans'a karşı ilk başarıları
kazanmasından sonra donanmanın önemi anlaşılmış ve deniz
kuvvetleri esaslı bir biçimde örgütlenmişti.
Herakleios reformları ile bütün deniz kuvvetleri tek bir ad
altında birleştirildi. 3. Leon zamanında deniz kuvvetleri
İstanbul donanması ve deniz themaları donanması olarak ikiye
ayrıldı. 10. yüzyılda donanma 3-5 Dromondan meydana gelen
birliklere ayrıldı. Rum ateşi en önemli silahlarıydı. 11.
yüzyıldan itibaren Bizans donanması zayıfladı. 2. Andronikos
donanmayı kaldırınca denizlerde üstünlük Venedik ve
Cenova'ya geçti. 3. Andronikos donanmayı tekrar kurmaya
çalıştıysa da başarılı olamadı.
Bilim
Bizans İmparatorluğu'nda bilim ve fikir hayatı ilk iki
yüzyıl boyunca Antik Yunan ve Latin dünyası arasındaki
ilişkilere sıkı sıkıya bağlıdır. Büyük Constantinus ile
birlikte Hıristiyanlık resmen kabul edilmekle beraber Antik
geleneğini devlet ve fikir hayatı üzerinde birinci derecede
etkili olduğu kesindir.
Putperestliğin son kalıntıları 6. ve 7. yüzyılda kaybolmuş,
Antik dşüncenin son kalesi olan Atina Okulu 529 yılında
kapatılmıştır. Bu arada Hellenistik düşüncenin devam ettiği
Mısır, Suriye ve Filistin'in müslümanlar tarafından alınması
ile bütün bilim ve kültür hayatı İstanbul'da toplanmıştır.
Tarihçilik
Bizans İmparatorluğu'nda tarihçilik çok önemli idi. Bizans
tarihçilerinin eserleri yanlız Bizans İmparatoru için değil,
ilişkide bulunduğu kavimlerin tarihi içinde değerli bilgiler
içermektedir. Bizans tarihçiliği kilise tarihi ve dünya
tarihi ile başlar. Örneğin: Eusebios'un Khronogrophia'sı,
Theophanes'in Khronogrophia'sı, Skylitzes'in Synopsis
Historion adlı eserleri.
Genel dünya tarihine paralel olarak Antik tarzda yazılan
monografilerde Bizans'ın kuruluşundan yıkılışına kadar olan
dönem konu alınır. Prikopius'un Gizli Tarih'i ve Yapılar
adlı eserleri. Tıp, matematik, astronomi, kimya, botanik,
zooloji gibi bilim dallarında ise çok fazla eser yoktur.
Edebiyat
Bizans edebiyatı, diğer konularda olduğu gibi ilk zamanlar
Antik edebiyatın bir devamıdır. Hıristiyanlığın devlet dini
olarak kabul edilmesine rağmen eski putperest edebiyat hemen
ortadan kalkmamıştır. Ancak Hıristiyan düşünüşü çok geçmeden
edebiyatta da ağırlığını ortaya koymuştur. Şekil olarak
eskiye bağlı kalmakla beraber ruh bakımından Hıristiyan idi.
Bizans yazarlarının çoğunda Kitab-ı Mukaddes'in bilinmesi,
Antik eserlerin bilinmesi kadar önemli sayılırdı.
Bizans edebiyatı en parlak dönemini Justinianos zamanında
yapmıştır. İstanbul merkez olmakla beraber Anadolu, Suriye,
Filistin ve Mısır'daki kentlerde de canlı bir edebi faaliyet
göze çarpıyordu. Tarih, hukuk, bilim ve teknoloji şiirin
konusunu oluşturuyor ve her çeşit düz yazı şiire
çevriliyordu.
Önemli şairler arasında Nannos, Romanos, Musaios, Patrik
Sergios'u sayabiliriz. 7. yüzyılın ortalarından itibaren
Bizans edebiyatında bir duraklama dikkati çekmektedir.
Özellikle ikon-oklazma yanlız kutsal resimleri yok etmekle
kalmamış aynı zamanda bilim ve edebi faaliyetlerin de
durmasına neden olmuştur. Bu dönemde çoğunlukla din konuları
işlenmiştir. Ayrıca din uğruna ölenlerin biyografileri de bu
dönemde oldukça yoğun işlenen konular arasındadır.
Bizans'ın ilk kadın şairi Kosia bu dönemde yaşamıştır. İki
yüzyıl devam eden duraklama döneminden sonra yeni ve parlak
dönem İstanbul Üniversitesi'nin yeniden kurulmasıyla (863)
başlamıştır. Antik ve Bizans eserleri toplanmış ve
incelenmiş, özetlerini içeren ansiklopediler yazılmaya
başlanmıştır. Bunun en önemli örneği Suidas'dır.
Bu dönemde ayrıca milli destanlar, epigramlar, ilahiler,
manzumlar yazılmıştır. 12. yüzyıldan itibaren halk diliyle
yazılmış didaktik, satirik, lirik şiirlere, atasözlerine ve
hikayelere rastlanır. Diğer yandan eski mitolojik konular
halk edebiyarı üzerinde etkili olmuştur.
Eğitim
Öğretim yaygın değildi. Daha çok erkek çocuklar okula
gönderilirdi. Öğretimde Antik Yunan yazarlarının metinleri
okutuluyor ve açıklanıyordu. Orta öğretimin amacı memur
yetiştirmekti. Büyük Constantinus'un, İstanbul'u başkent
yapmasından sonra imparatorluğun çeşitli bölgelerinden,
özellikle de Atina, Mısır ve Suriye'den gelen bilginler
burada toplanıyor ve burasını bir bilim merkesi haline
getiriyorlardı.
2. Thedosius döneminde İstanbul'da ilk yüksekokul
kurulmuştu. Eğitim süresi 5 yıldı. Sonraki dönemlerde
kapatılan bu okul, 863 yılında tekrar açılmıştır. Burada
felsefe, matematik, astronomi, gramer ve müzik okutulmaya
başlandı. İstanbul'da Thedosius'tan itibaren kurulan ve
kapatılan üniversite ve yüksekokulların dışında patrikhaneye
bağlı olan ve teoloji öğretimi yapan okullar da bulunuyordu.
Burada dini derslerin yanında Eski Yunan felsefesi, dil ve
edebiyatı, matematik gibi dersler de veriliyordu.
Din
Bizans İmparatorluğu'nda dinin ve dolayısıyla kilisenin
önemi çok büyüktü. Hıristiyanlığın resmen kabulünden sonra
kiliseye karşı zaman zaman imparatorların önlem almasına
rağmen kilise her zaman saygınlığını korumuştur. Patrik
imparator tarafından seçiliyordu ve patrik imparatora taç
giydiriyordu.
Kiliseye bağlı olarak geniş bir manastır ağı kurulmuştu.
Halkın manastırlara olan ilgisi oldukça fazlaydı. Kimileri
hayatı boyunca buraya kapanırken kimileri de maddi destek
sağlıyordu. Bizans İmparatorluğu'nda manastırların böyle
önemli olmasını nedeni; çeşitlilik gösteren, esnek ve
akışkan bir kurum olması, toplumun ihtiyaçlarını karşılar
nitelikte olması, her sınıftan insana açık olmasıydı.
İnsanlar buraya gelip, Tanrı'ya olan borçlarını ödemekte ve
aynı zamanda huzur, mutluluk ve güven dolu bir hayat
yaşamaktaydılar.
Ekonomi
Bizans İmparatorluğu'nda ekonomik hayatın temelini tarım
meydana getiriyordu. Toprak devletin malıydı. Themalara
bölünmüştü ve buralara askeri valiler atanmıştı. Valinin
görevi theması içinden gelen toprak gelirlerini imparatora
iletmektir. Devlet tarım yapması için kişiye toprak verir o
da burayı işler, böylece hem ailesinin ihtiyacını karşılar
hem de ürün fazlasını satarak vergi giderlerini karşılardı.
Genel olarak buğday, üzüm, tahıl ürünleri, meyve, pamuk
yetiştirilir; arıcılık, hayvan yetiştiriciliği (koyun, keçi,
sığır ve at) yapılırdı. Bizans sanayisi deyince akla tekstil
gelmektedir. Başta pamuklu ve ipekli dokumacılık olmak üzere
ketencilik ve halıcılık ileri düzeydeydi. Madencilik,
camcılık, kuyumculuk da oldukça gelişmiştir. Her sanayi kolu
loncalar şeklinde örgütlenmiş ve sıkı devlet kontrolü
altında idiler.
Konstantinapolis
Büyük Constantinus, doğudaki başkent olarak, Antik dönemin
devamı olabilecek şehirleri değil, İstanbul'u
(konstantinapolis'i) seçti. Her taraftan işçi, sanatçı ve
malzeme getirtti. Roma, Atina, İskenderiye, Efes ve
Antakya'nın en güzel tapınakları yeni kenti süslemek için
kullanıldı.
Yeni merkezi Roma'ya benzetmek için elinden geleni yaptı ve
330 yılında şehri büyük bir törenle açtı. İmparator,
doğudaki başkent olarak Antik devir devamı olabilecek
şehirleri değil, Konstantinapolis'i seçmişti. Bunun
nedenleri arasında kentin coğrafi konumu, ekonomik ve
siyasal koşulları sayılabilir.