Osmanlı Devleti 20. yüzyıla geçmişin ağır
yükünün yorgunluğu altında girmiştir. Avrupa ise 1815'te
tesis etmeye çalıştıkları "Avrupa Birliği'nin" sahte
tebessümlerini yoketmeye başlayan korkunç bir silahlanma
yarışının gölgesi altındadır.
Silahlanma yarışı, devletlerarası rekabet, ekonomik ve
psikolojik üstünlük iddiaları, 1914 yılında, dünyanın o
zamana kadar gördüğü en korkunç ve yıkıcı savaşı
başlatmıştır. Savaş tüm dünyayı kapsamış, o zamana kadar
bilinmeyen toplu imha silahları kullanılmış ve sonuçta
milyonlarca insan ölmüştür.
Savaşa kim neden girdiğini bilmeden, bu kargaşaya
sürüklenmiştir. Müslüman bir Hintli ya da bir Mısırlı,
Osmanlı'ya karşı savaşırken; bir Osmanlı da daha beş yıl
önce kendi toprağını işgal etmiş olan bir Avusturyalı
askerle yan yana çarpışabilmiştir.
Osmanlı Devleti, başlangıçta tarafsız kalmayı
başarabilmiştir. Ancak daha sonra Devlet'in, İtilaf
Devletleri nezdinde yaptığı çabaların boşa çıkmasıyla, Alman
yandaşlığına doğru bir gidişat başlamıştır. Buna bir de
Enver Paşa'nın kaybedilen toprakları geri alma isteği ve
Almanlara olan aşırı güveni eklenince, modern zamanların en
yıkıcı savaşına Osmanlı Devleti de sürüklenmiştir.
Özellikle, Almanya'nın İstanbul Büyükelçisi Baron von
Wangenheim'ın İttihat ve Terakki üyeleri üzerinde büyük
nüfuzu vardı. Wangenheim, Osmanlıların 1. Dünya Savaşı'na
girmeleri için aktif olarak çalışmış ve sonunda istediğini
başarmıştır. 2 Ağustos 1914'te imzalanan Osmanlı-Almanya
ittifakı, çok geçmeden sonuç vermiş, 29-30 Ekim 1914
tarihinde, Odesa ve Sivastopol'un bombalanmasıyla Osmanlı
Devleti resmen savaşa girmiştir.
Ancak, Mustafa Kemal ve bazı aydınlar bu savaşın Osmanlı
Devleti için iyi sonuç vereceğine inanmıyorlardı. O,
müttefiklerimizin savaşı kazanacağına ihtimal vermediği
gibi, Osmanlı Ordularının komuta zincirinin, Almanların
eline teslim edilmesinden rahatsız olmuştur. Bu duruma,
elinden geldiği kadar karşı çıkmış ancak O'nun düşünceleri
Enver Paşa ve kurmayları tarafından dikkate alınmamıştır.
Mustafa Kemal, tarihte eşine ve benzerine rastlanmayan bu
savaşın büyük millet ve hükümetlerin kaderini tayin
edeceğine inanmaktadır.
Savaşın sonunda Mustafa Kemal'in tahminleri tamamen doğru
çıkmış; İttifak Devletleri yenilgiye uğramış, bu savaşa
katılıp da eski düzenini muhafaza edebilen hiçbir devlet
kalmamıştır.
Çanakkale Cephesi
Çanakkale Boğazı'nı ele geçirerek İstanbul'u işgale ve
Osmanlı Devleti'ni ortadan kaldırmaya yönelik ilk teşebbüs,
1807'de Napolyon Savaşları sırasında Rusya'ya yardımın bir
çabası olarak, Amiral Sir John Duckwort tarafından
gerçekleştirilmeye çalışılmış ancak istenilen sonuç
alınamamıştı.
Daha sonra 1904'te, İngiliz Donanma Amirali 1. Lord Fisher,
Çanakkale Boğazı'nı zorla geçme meselesini incelemiş,
sonunda bu işin çok tehlikeli olacağı sonucuna varmıştı.
1906'da İngilizler tarafından yeni bir araştırma yapılmış ve
sonunda böyle bir saldırının yapılamayacağı kanaatine
varılmıştı. 1911-12'de Yunanlılar da benzer bir proje
üretmişlerse de onların planları, kara harekatını içermesi
ve çok sayıda askere ihtiyaç olması sebebiyle uygulamaya
konulamamıştı.
Çanakkale Boğazı'na karşı askeri bir operasyon teşebbüsü
daha 1914 Ağustosu'nda düşünülmeye başlanmıştır. Ancak,
Osmanlı Devleti tarafsız olduğu için bu harekât
yapılamamıştır. Osmanlı Devleti'nin savaşa katılmasıyla,
boğazların ele geçirilmesi konusu ciddiyetle ele alınmaya
başlanmıştır. Bu defa da ilAn edilen saval çağrısının ne
gibi sonuçlar ortaya çıkaracağı bilinmediğinden,
Çanakkale'de bir cephe açılmasına tereddütle yaklaşılmıştır.
İngiliz Parlamentosu'nda, Çanakkale'de yeni bir cephe
açılması konusunda sert tartışmalar olmuştur. Sonunda bu
fikrin başlıca mimarı olan İngiliz Bahriye Bakanı Wiston
Churchill'in önerisi kabul edilerek, cephenin açılmasına
karar verilmiştir. Churchill'e göre; "Çanakkale'ye asker
sevkedilirse İstanbul'u almak mümkün olabilecekti".
Çalışmalara başlayan Churchill, yeni açılacak cephe ile
ilgili planları hazırlayan bölgedeki İngiliz Komutanı Amiral
Carden'e fikrini sorduğunda Carden, 11 Ocak tarihli
telgrafla, "düşmanın moral durumuna bağlı olarak harekâtın
bir ay alabileceğini" bildirmiştir.
Başlangıçta Çanakkale'de bir cephe açılmasına taraftar gibi
görünen Amiral Fisher, 25 Ocak 1915'te Churchill'e
gönderdiği raporunda; bu harekâtın imkansız olduğunu ve
başarı elde etmenin çok zor olacağını, cephenin açılmasının
kuvvetleri dağıtmak demek olduğunu, donanmanın tehdit unsuru
olarak kullanılmasının daha uygun olacağını belirtmiştir.
Fisher, bu düşüncesinde yalnız değildi, 12 Mart 1915'te
Çanakkale Cephesi, İngiliz Kuvvetleri Komutanlığı'na atanan
Hamilton, yolda, kurmayı Aspinal'e, "Şansız bir serüven
olacak bu.. Karımı, şapkasının tülünün üstünden öptüm",
demiştir.
İngiliz kamuoyu da bu hareketin sonuçlarını merak ediyordu.
Dönemin tanınmış genç şairi Robert Brooke'ın düşünceleri
sanki İngilizlerin hislerine tercüman oluyordu:
"İnanılmayacak kadar güzel bir şey bu. Kaderimizin bize bu
kadar yardımcı olacağını tasavvur edemezdim. Demek Galata
Kulesi 15'lik toplarımızın altında paramparça olacak. Demek
deniz, top gümbürtüleriyle kana boyanıp, leş gibi olacak.
Demek Ayasofya'nın mozaiklerini, lokumları, halıları
yağmalayacağım. Demek ki bizler, tarihte bir çağın dönüm
noktası yaratacağız. Oh.. Tanrım! Hayatımda bu kadar mutlu
olamamıştım! Hiç bu kadar tam bir mutluluk hissetmemiştim.
Tamamen bir yöne akan bir ırmak gibi! Birden anladım ki,
çocukluğumdan beri hayatımın tek arzusu İstanbul'a karşı
askeri bir harekâta katılmakmış .."
Mehmetçik
Çanakkale Savaşı'nda Mehmetçik, insan üstü bir gayretle
savaşmıştır. Mehmetçik, kendisine verilen görevleri eksiksiz
yerine getirmiş, bu uğurda binlercesi şehit olmuştur.
Mehmetçik, öyle insan üstü bir gayret sarfetmiştir ki,
birçok başarı, insan üstü metafizik olaylarla açıklanmıştır.
Bu konuya ait anlatılan en ilginç olaylardan biri, bir
İngiliz alayının kayboluşudur. İngiliz resmi kayıtlarına da
geçmiş olan bu olayda; bir alay, Yeni Zellandalı asker, 21
Ağustos günü Korudağı üzerindeki bir bulut kümesi içine
girip gözden kaybolur ve bulutların havaya yükselmesinin
ardından bölgedeki askerlerin tamamının kaybolduğu
görülmüştür.
İngilizler 1918'lere kadar bu alayın akıbeti hakkında Türk
makamlarından bilgi istemişse de, Osmanlı Devleti, savaş
kayıtlarında bu birliğe ait bir bilgiye rastlanmadığını
ifade etmiştir. Çanakkale'de her taş, her ağaç, her dere,
bir olağanüstülüğe sahne olmuştur. Her biri kutsallaşan;
Derviş Ali, Ezineli Yahya Çavuş, Mehmet Çavuş, Bekir Çavuş,
Asteğmen Muzaffer, Hacı Mesut, 276 kiloluk top mermisini
topun namlusuna süren Seyyit, Çanakkale'de Mehmetçik'in
kahramanlıklarının somut örnekleridir.
Çanakkale'de sadece adlarını bildiklerimiz değil, adlarını
bilmediğimiz binlerce Mehmetçik de aynı kahramanlık ve
fedakârlıkla savaşmıştır. Mehmetçik, bu savaşta şehit
olacağını bilmektedir. Şehitliği en büyük mertebe kabul
etmektedir. Boyabatlı Aşık Mustafa şehit olduğunda,
üzerinden çıkan Çanakkale Destanı adlı eserinin şu dizeleri
bu duyguyu en güzel şekilde açıklamıştır: "Bugün vatan,
bizden razı olacak Nefer şehit, ordu gazi olacak".
Çanakkale Savaşı'nın büyüklüğünü ve Mehmetçik'in nasıl bir
kahramanlık sergilediğini anlamak için istatistiklere bakmak
yeterlidir. 18 Mart Savaşı'nda sadece Dardanos tabyasına,
her birinde 10-15.000 şarapnel bulunan 4.000 gülle
atılmıştır. Bu derece yoğun ateşe rağmen Mehmetçik hiçbir
yılgınlık göstermeden cehennemi bir ateş altında dayanmayı
bilmiş ve düşmana geçit vermemiştir.
Yalnızca Arıburnu Muharebelerinde, düşmanın ilerlemesini
önlemek için 20.000 şehit verilmiştir. 6, 7, 9 Mayıs
saldırılarında, İngiliz ve Fransız Kuvvetleri, 50.000 kişi
ve 72 kara topuna sahipken, Türkler 30.000 kişi ve 56 topa
sahip olmalarına rağmen düşman başarı sağlayamamıştır.
6 Ağustos 1915'te, İngilizler saldırıya geçtiklerinde
Arıburnu'nda Türk Kuvvetleri 19.000, İngilizlerinki ise
37.000 kişi idi. Suvla-Anafartalar Bölgesi'nde ise 2.500
Türk'e karşı 26.000 İngiliz, yani 11 misli bir kuvvetle
saldırılmıştır. Bu üstünlüklerine rağmen düşman, bir türlü
istediği başarıyı elde edememiştir.
Çanakkale Muharebeleri'nde iki tarafta ağır kayıplar
vermiştir. İngilizler, savaş alanına 459.000 insan
getirmişler ve bundan 119.000 ölü ve yaralı verilmiştir.
Ayrıca 100.000 hasta ve güçsüz insan geri gönderilmiştir.
Fransızların kullandıkları insan sayısı toplam 80.000'e
ulaşmıştır. Kayıpları 26.000'i bulmuştur. Türkler ise 66.000
ölü ve 152.000 yaralı vermişlerdir. Bu yaralıların 110.000'i
ağır yaralı veya bir daha savaşmayacak durumda olanlardan
oluşmaktadır.
Ve Sonuç
Çanakkale Savaşları sadece Dünya Savaşı'nda bir cephe olarak
algılanmamalıdır. Çanakkale Savaşları, Türkiye
Toprakları'nda cereyan etmişse de sonuçları itibariyle
savaşa uzaktan yakından katılmış tüm ülkeleri ve
geleceklerini etkilemiştir. Bu yönüyle dünya tarihi içinde
önemli bir dönüm noktasıdır.
Büyük ümitlerle Çanakkale'ye saldıran ve kesin zafer
kazanacaklarına inanan İngilizler, Gelibolu'yu boşaltmaya
ancak iki ayda karar verebilmişlerdir. Çünkü, hiç kimse bu
büyük yenilginin sorumluluğunu almak istememiştir. Yaşamında
büyük başarılara imza atmış olan Churchill bu savaş için,
"yegâne mağlup olduğum savaş" ifadesini kullanmıştır. Çünkü,
Gelibolu'yu boşaltmak hem bu kararı veren siyasetçinin hem
de İngiltere'nin şeref ve haysiyetine büyük bir darbe
olmuştur.
Bu yenilgiden sonra özellikle İslam Ülkelerinde, İngiliz
Hükümeti'ne karşı bir takım isyanlar başlamıştır. Çanakkale
Savaşları'nda yenilgiye uğrayan İngiliz Hükümeti, İngiliz
Meclisi'nde desteğini yitirmiş; bunun sonucunda Muhafazakâr
Parti ile koalisyona girmek zorunda kalmış, İngiltere,
siyasi istikrarsızlığa sürüklenmiştir.
Kurtuluş Savaşı sonrası yeni bir Türk-İngiliz çarpışması
gündeme geldiğinde Çanakkale yenilgisi ve Mehmetçik'in savaş
gücü akıllara gelmiş, başta Çanakkale'de savaşa katılanlar
olmak üzere Türklerle yeni bir savaş istenmemiştir. Bu
sebeple, İngiliz kamuoyunda yapılan savaş taraftarı
kampanyalar başarısız olmuş ve bilindiği gibi Türk
Kuvvetleri, İngiliz işgali altındaki bölgeleri savaş
yapmadan devralmıştır.
Yıllarca sonra, sömürgecilere karşı bağımsızlık savaşı veren
Cezayir ve Tunus'taki Müslümanların göğsünde çok defa Türk
Bayrağı ile Atatürk'ün resimleri bulunmuştur. Bu durum
Çanakkale Savaşları'nın ve bu savaşlarda Mustafa Kemal'in
gösterdiği azim ve kararlılığın, dünyadaki diğer milletleri
ne derece etkilediğinin ibret verici belgesidir.
Çanakkale Zaferi, bir bakıma Asya'da esaret altındaki
ülkelerin, Batı zihniyetine karşı kazandığı bir zaferdir.
Buradaki sınırsız vatan sevgisi ve milliyetçilik duyguları,
teknik ve zenginliği yenmiştir.
Çanakkale'de Mustafa Kemal'in tarih sahnesine çıkışı
başlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu sağlayan
milli mücadele ruhu, Çanakkale'den kaynaklanmıştır. Anadolu
ve Trakya'nın, Türklerin vatanı olduğunu dünyaya kabul
ettirilmiştir. Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasında bu inancın
rolü olmuştur.
Millet-devlet-coğrafya arasındaki sıkı ittifakın, savaştaki
önemi ortaya koyulmuştur. Emperyalist Hıristiyan güçlerin
mağlup edilebileceği, dünyaya ispat edilmiştir. Çarlık
Rusyası'nın desteklenmemesi sonucu zayıflaması ve daha sonra
da çöküşü üzerinde etkili olmuştur.
Çanakkale Savaşları'nın Türk Tarihi açısından tek olumsuz
yanı; Türk Ordusu'nun en seçkin, en iyi eğitilmiş okur yazar
kesiminin elverişsiz şartlar altında savaşması ve şehit
düşmesi ile devletin aydın kesimini bu savaşta yitirmiş
olmasıdır. Özellikle, bu aydınların büyük bölümünü
yetiştiren Türk Ocağı, İngilizlerin dikkatini çekmiştir.
İngilizler, İstanbul'u işgal ettikleri zaman İngiliz işgal
komutanı, Çanakkale'de kendileriyle savaşan Osmanlı
Ordularında milliyetçi bir ruh olduğu gerekçesiyle ilk
olarak Türk Ocağı'nı işgal ettirmiş, ardından da askeri
müesseseler işgal edilmiştir.
Çanakkale'de iki farklı dünya, iki kültür çarpışmış, bu
farklı dünyaların insanları bir nebze olsun birbirini
tanımış, İngilizlerin deyimiyle Johny Türk, kimin uygar ve
daha medeni olduğunu tüm dünyaya göstermiştir. Çanakkale'de
Türkler vatanlarını savunan mazlumlar olarak, dünyaya vatan
sevgisinin ne demek olduğunu öğretmişlerdir.
Rakipleri onların mertliklerine ve cesaretlerine hayran
kalmakla birlikte, vatanlarını savunan Mehmetçik'in iman ve
vatan sevgisini anlayamamış; tarihten gelen önyargıları ile
her biri bir destan yaratan Mehmetçik'i fanatiklik ve
vahşilikle suçlamayı da ihmal etmemiştir. Çünkü, Hamilton ve
düşman, Anadolu İnsanı'nın vatanına, dinine, namusuna
yüklediği anlamdan habersizdi.