Hindi Çin'de 30 Yıl Süren Savaşın Başları
1945, Fransa ve ABD Hindi Çin'de
Dünyanın iki büyük devletini berbat bir yenilgiye
sürükleyen, hükümetlerinin düşmesine yol açan ve gereksiz ve
trajik bir biçimde bir milyonun üzerinde insanın ölümüne yol
açan politik kararlara bir göz atmadan bu "fiyaskolar"
koleksiyonu tamamlanmış sayılmaz... Bu kararlar Hindi Çin
savaşının orijinal temelleridir...
1945'de Pasifik'teki politik paradigma bugün birçok kişinin
kavradığından çok daha acayip ve karmaşıktı ve tuhaflığın
odak noktası da Hindi Çin'di.
Olayın başlangıcı 1940 yıllarının Fransa'sına, Almanların
yıldırım saldırısından önce Fransızların yürüttüğü o feci
altı hafta kampanyasından sonra uğradıkları acı yenilgiye
kadar gidiyor. Bununla birlikte tüm Fransa Alman işgali
altına girmemişti aslında savaş sırasında Fransa saf
değiştirmişti de denebilir. Kuzey Fransa ve Paris'le
birlikte kıyı bölgeleri doğrudan işgal edilmişti ama
Fransa'nın geri kalanı işbirlikçi bir hükümet tarafından
yönetilmeye başlanmıştı.
1940-44 yılları arasında dünyanın her tarafındaki Fransız
birlikleri faşistlerin saflarında savaşmak durumunda
kalmışlardı. Bu utanç verici çöküşten sonra Fransız
sömürgelerindeki yöneticiler bir seçim yapmak zorunda
kaldılar ve hemen her durumda faşistlerin tarafını seçtiler,
en azından ufukta bir Müttefik donanması görünmediği sürece.
Böylece 1940 sonlarında Japonlar Çin'e karşı yürütmekte
oldukları savaşı güçlendirmek için Fransa'nın sömürgesi olan
Hindi Çin'de deniz ve hava üssü kolaylıklarından
yararlanmayı "rica ettiklerinde" işbirlikçi Fransız Vichy
hükümeti bu isteği kabul ederken neredeyse bir zil takıp
oynamadığı kaldı.
1941 ortalarında Japonlar açıkça Hindi Çin'i işgal ettiler
ve en ufak bir direnişle karşılaşmadılar. Ve bundan sonra da
hikayenin gerçekten ender rastlanan bölümü geliyor... bundan
sonraki dört yıl boyunca Fransız yöneticiler, bürokratlar,
askeri personel ve polis güçleri Japonlarla tam bir
işbirliği içinde oldular. Gerçekte Pasifik bölgesinde
Japonların yanında yer almışlardı.
Ama 1944'e gelindiğinde Pasifik'teki durum değişmeye
başlamıştı. İlginç ve pek görülmeyecek bir operasyon
sonucunda Amerikan deniz piyadeleri Ho Si Minh
liderliğindeki Vietnam ulusal güçleriyle ilişkiye geçerek
lojistik ve eğitim desteğinde bulunmayı önerdiler. 1945'de
artık bu güçler kuzey Hindi Çin'de Japon kuvvetlerine karşı
müthiş bir savaş yürütüyorlardı. Denizde de İngiliz
donanması Japonların üslerini ve limanlarım bombalıyordu. Bu
sıralarda Fransızların sesi soluğu çıkmıyordu.
Belki de dönüm noktası Roosevelt'in ölümüydü, çünkü ABD
Başkanı Japonlarla yaptıkları işbirliğinin karşılığında
Fransızların ödeyeceği bedelin Hindi Çin yarımadasındaki
sömürgelerini kaybetmek olacağım açıklamıştı. Amerikalılar
savaştan sonra özgür ve bağımsız bir Hindi Çin görmek
istediklerini söylüyordu.
Amerikalılar savaşın bitmesinden sonraki bir yıl içinde
Filipinler'in de bağımsızlığına kavuşacağına söz vermişlerdi
ve böylece bölge politikasına da uygun düşüyordu. Bu kritik
vaatler Batı emperyalizmine karşı Doğu'nun özgürlüğü için
savaştığını söyleyen Japon propagandasına karşı devreye
sokulan etkili silahlardı.
Japonya'nın teslim olmasıyla birlikte Çin, Burma ve
Endonezya'da önemli sayıda Japon birliği mahsur kaldı. Aynı
durum Hindi Çin için de geçerliydi. Ho Si Minh'in
yönetimindeki ulusal güçler, Amerikan deniz piyadelerinin de
tam desteğiyle, Hanoi'ye girdi ve burada özgür ve bağımsız
bir cumhuriyet kurulduğunu ilan etti.
Vietnam tarihinin bu dönemi ve ABD ile olan ilişkileri bugün
bir hayli karışık yorumlara ve yanlış değerlendirmelere konu
olmaktadır. Gerçekte Ho Si Minh'in daha o zamanlar Stalin ve
Mao ile ittifak içinde Hindi Çin'e komünizmi getirmeye
kararlı olup olmadığı tartışılmaktadır. Bu konudaki gerçeği
belki de hiçbir zaman bilemeyeceğiz ama daha sonraki
haftalar evdeki hesabın çarşıya uymadığını gösteren iyi bir
örnek oluşturmaktadır.
Bir süre sonra, bazı yönetsel sorumlulukları üstlenmek, on
binlerce Japon esirini teslim almak ve kamplara yerleştirmek
üzere İngiliz birlikleri karaya çıktılar. Ho birçok kez
Amerikan Anayasasından ve Abraham Lincoln'un konuşmalarından
alıntılar yaparak kendi ülkesi için istediği modeli ortaya
koydu ve savaştan sonra da Hindi Çin'in bu doğrultuda
kalkınmasını sağlamak için Amerikalılardan yardım talebinde
bulundu.
Amerikalı danışmanlar sosyalist olmasına rağmen Ho Si Minh
ile birlikte çalışabileceğini ama Hindi Çin'deki Fransız
sömürge yöneticilerinin yozlaşmış bulunduğunu ve bir an önce
onlardan gayri resmi bir şekilde kurtulmak gerektiğini
bildirdiler.
Ve ardından da Fransızlar geldiler.
Yabancı lejyon birliklerini de içeren Fransız kuvvetleri
ağır bir Alman aksanıyla konuşan yeni askere alınmış
tecrübesiz birliklerden oluşuyordu. Böylece onlar da Hindi
Çin'deki kalabalık askeri nüfusa karıştılar. Amerikalıların
desteğinden İngilizlerin kontrolüne ve ardından Fransızların
ortaya çıkmasına uzanan bu karmaşık geçiş döneminde
gerçekten çok tuhaf ve dikkat çekici bir olay meydana geldi.
Esir kamplarındaki Japon askerleri serbest bırakıldı,
silahlan da geri verildi ve sokaklara salınarak güvenliği
sağlamaları istendi. Batılıların özgürlük ideallerini
paylaşan bir halka küçültücü bir şey söylenecekse eğer, işte
burası tam yeriydi. Özgürlük için savaşan insanların
güvenliğini sağlamak için acımasız bir düşman ortalığa
salınmıştı.
Fransızlar Hindi Çin Cumhuriyetini kabullenmeden önce biraz
ileri-geri laf ettiler ama İngilizlere benzer bir şekilde
bir Fransız Milletler Topluluğu'nun parçası olacağına
ilişkin söz verilince seslerini kestiler. Çok ilginç bir
şekilde ve savaş alanındaki yüksek rütbeli askerlerin her
birinin itirazına ve Vietnam halkının kendi kaderini tayin
etmeye kararlı olmasına rağmen Truman Fransızların bölgeyi
yeniden işgal etmesini destekledi.
Truman, savaş sonrasında Fransa ile ilişkiler açısından
DeGaulle'ün bunu önemli bir sorun haline getirdiğini
belirtiyor ve düşmanla işbirliği yapsın veya yapmasın
Fransız ulusal gururunun bütün sömürgelerin geri verilmesini
gerektirdiğini söylüyordu. DeGaulle'ün gösterdiği
duyarlılığın yanı sıra Ho Si Minh de savaş sonrası dönemde
güçlenmekte olan Mao'nun komünistlerini ülkeye davet etmeye
hazırlandığına göre Truman'ın gösterdiği yol akla uygun
görünüyordu.
Böylece gelişmeler bu yolda ilerledi. Amerikan ve İngiliz
desteği ve danışmanları Hindi Çin'den ayrıldı, Fransa da
bölgedeki işgal kuvvetlerini yeniden oluşturup durumunu
güçlendirmesinin ardından Ho Si Minh ve hükümetini
sıkıştırmaya başladı. (Bu arada ABD ve İngiltere'nin
şiddetli protestolarının sonucunda Japon askerleri de
sokaklardan geri çekmişti.) 1946'nın sonunda Ho Si Minh
Fransızlarla işbirliği yapmanın her türlü bahanesini bir
kenara koyarak Hanoi'den kaçtı ve gerilla savaşı kaldığı
yerden yeniden başladı.
Artık en azından Fransızların komünist tehdide karşı dile
getirdiği görüşler dikkate alındığında ABD açık bir şekilde
Fransa'nın yanındaydı. Truman Doktrinini oluşturmaya çalışan
ABD için Fransa'nın Ho'yu bastırma çabalarına askeri destek
vermesi mümkün değildi. Buna karşılık Ho da bir süre sonra
silah ve cephane sağlayabileceği tek kaynağa Çin'deki
komünistlere ve Stalin'e yöneldi. Oysa Çin Vietnam'ın
tarihsel bir düşmanıydı.
Bu ateşin sönmesi için otuz yıl süren bir savaşın geride
kalması gerekecekti. Aslında her şey şu paradokstan ortaya
çıkmıştı: II. Dünya Savaşı'nda ABD'nin yanında yer alan bir
halkın yok edilmesi için aynı savaş sırasında ABD'ye karşı
savaşan Fransız yönetimine destek verilmişti...