Ephesos Kenti'nin yerleşim yeri bir çok kez
değişikliğe uğramıştır. İon göçmenlerinin kurduğu ilk
yerleşim yerinin nerede olabileceği konusunda birçok görüş
ortaya konmuştur. Bir grup bilim adamı eski kentin; Ayasuluk
Tepesi'nde, J.Keil ise, Panayır Dağı'nın kuzeyindeki
Akropolis Tepesi'nde (Koressos) kurulduğunu düşünmektedir.
Koressos olarak bahsedilen tepe ise şimdiki stadionun batı
yamacı olmalıydı. Tepenin önemi denize hakim ve korunaklı
bir yerde olmasındandır.
Bir grup bilim adamına göre ise, Koressos olarak bahsedilen
dağ, bugünkü Bülbül Dağı olmalıdır. Bu durumda Koressos'un
tam yeri hakkında bir belirsizlik bulunmaktadır. Strabon'a
göre Kroisos öncesi kent Athenaion, Hypelaion ve Koressos
Dağı yamaçlarında kurulmuştur. Ticaret Agora'sında yapılan
kazılarda Geç Arkaik ve Klasik Dönem'e ait nekropolisin
agora veya agoraya çok yakın bir kısımda olduğu tespit
edilmiştir. Bu durumda Arkaik öncesi ve sonrası yerleşimin
limana yakın bir kısımda bulunduğu düşünülmektedir.
Herodotos, Athena tapınağı ile Kroisos'un kuşattığı kentin 7
stadia uzakta olduğunu (Herodotos I, 26) bildirmektedir. Bu
uzaklık makul kabul edilmektedir.
Son yıllarda (Langmann 1989) agorada yapılan kazılarda Geç
Geometrik Dönem'e ait "oval ev" temeli bulmuştur. Bu ev M.Ö.
8. yüzyıla tarihlenmektedir. Ticaret agorası altında bulunan
bu köy yerleşimi "eski Smyrna" olarak adlandırılmaktadır. Bu
tabakanın bulunması liman çevresinde Geometrik Dönem'den
itibaren yerleşimin varlığını ortaya koymaktadır.
Kroisos Ephesos'u hükümdarlığının ilk yıllarında ele
geçirmiştir. Strabon'a göre kent, bu zamanda yerini
değiştirmiş, yeni kent Artemision yakınlarında kurulmuş ve
İskender Dönemi'ne kadar yerleşim burada devam etmiştir.
Bununla beraber, şehir her ne kadar Artemision civarında
kurulmuş olsa da Ticari Agora'da ortaya çıkarılan nekropolis
kronolojik olarak Artemision civarındaki yerleşime ait
olmalıdır. Kroisos, her nekadar kentin yerini Artemision
civarına değiştirmek istese de, bütün kentin buraya
taşınabilmesi onun kısa süren hükümdarlığı sırasında mümkün
olmamıştır. Bununla beraber, muhtemelen küçük bir grup
Artemision civarına yerleşmiştir. Fakat, Ephesos'un kendisi
her zaman için liman çevresinde bulunmuştur. Ticaret
Agora'sında yapılan kazılar bu durumun varlığına işaret
etmektedir.
Önceleri Lelegler ve Karialılar'ın yaşadıkları bu bölgede
inanışa göre efsanevi kral Kodros'un oğullarından biri olan
Androklos Ephesos'u kurmuştur. Kent, diğer İon yerleşmeleri
gibi en geç M.Ö. 10. yüzyılda kolonize edilmiş olmalıdır.
Hellenler buraya geldiklerinde, Anadolu'nun hemen her
yerinde görüldüğü üzere ana tanrıça Kybele'yi baş tanrı
olarak buldular. Yerli halkla anlaşmak için synkretizm yolu
ile Artemis'i ana tanrıça ile bir tutarak aynı yerde
tapınmaya başladılar.
Ephesos başlangıçta krallar, sonra aristokrat oligarşi, daha
sonra da tiranlarca yönetilmiştir. Ephesos M.Ö. 7. yüzyılın
ilk yarısında Kimmerler tarafından ele geçirildi ve ancak
aynı yüzyılın ortalarından sonra gelişmeye başladı. Altıncı
yüzyılın ortasına doğru kent Lydia'nın egemenliği altına
girmiştir. Kroisos'un tapınağa hediye ettiği kabartmalı
sütunlardan (columnae caelatae) anlaşıldığına göre Lydia ile
Ephesos arasında sıkı bir ilişki vardır. İskender'in
ölümünden sonra bütün İonia ile birlikte kent, Lysimakhos'un
eline geçmiştir. Bülbül Dağı'nın (Koressos Dağı) güney ve
batı etekleri üzerindeki 10 m. yükseklikte ve 9 km.
uzunluğunda bir kent duvarı ile çevrelenmiş geniş bir alan
içinde Ephesos'u yeniden kurmayı düşünmüştür.
Bugün Panayır Dağı (Pion Dağı) sırtlarında yer alan güzel
işçiliğe sahip duvar, bu orijinal kent surunun bir
parçasıdır. Lysimakhos, Kolophon ve Lebedos halkının bir
bölümünü Ephesos'da oturmaya zorlayarak kent nüfusunun
artmasını sağladı. Gerçekten kısa bir süre içinde Ephesos,
Anadolu'nun en kalabalık kenti haline geldi. Hellenistik
Dönem'de Ephesos, Seleukoslar tarafından yönetilmiş ve M.Ö.
190 tarihinden sonra da Bergama Krallığı'na bağlanmıştır.
M.Ö. 133 tarihinde Bergama Krallığı ile birlikte
Romalılar'ın egemenliği giren Ephesos, Julius Caesar
döneminde diğer Anadolu kentleri gibi ağır vergiler altında
ezildi; ancak kent Augustus Devri'nden başlayarak iki yüzyıl
süresince en parlak ve en mutlu günlerini yaşadı.
M.S. 150 yıllarında yaşamış olan Aristeides'e göre Ephesos o
dönemin en varlıklı ticaret merkezi olup, bütün Batı
Anadolu'nun bankacılık işlerini yürütüyordu. Ephesos halkı,
kentlerini Asia'nın yani İonia'nın başkenti olarak kabul
ediyordu. Antik Çağ'ın M.S. 3. yüzyıl boyunca ve 4. yüzyıl
ortalarına kadar süren çekişme ve karışıklık dolu döneminden
sonraki sürede Ephesos, Justinianus zamanına değin, 3. altın
çağını yaşamıştır. Hıristiyanlığın burada hızla yayılması
nedeniyle biçok önemli ve güzel yapı inşa edilmiştir. Son
parlak günlerini ise 14. yüzyılda Selçuklular Devri'nde
sürdürmüştür. Bu çağda kent, Ayasuluk Kalesi ile bugünkü
Selçuk Kasabası'nın yerini kapsıyordu. Osmanlılar Dönemi'nde
ise kent önemini kaybetmiştir.
Ephesos'da ilk kez 1869 tarihinde İngiliz arkeolog J.T. Wood
kazıya başlamış ve Artemis Tapınağı'nı ortaya çıkarmıştır.
Arkasından Avusturyalı bilim adamları 1895'ten 1913'e değin
Koressos Dağı (Bülbül Dağı) ile Pion Dağı'nın eteklerinde
yaptıkları geniş araştırmalarla kentin Hellenistik ve Roma
devirlerine ait kalıntılarını bulmuşlardır. Avusturyalılar,
Birinci Dünya Savaşı'nda sonra Josef Keil'in ve İkinci Dünya
Savaşı'nın ardından Franz Miltner ile Fritz Eichler'in
yönetiminde yaptıkları kazılarla kenti gün ışığına çıkarmaya
devam etmişlerdir. Onların arkasından kazılar Profesör
Hermann Vetters tarafından 1986 yılına değin sürmüştür.
Günümüzdeki çalışmalar ise, Profesör Langmann'dan sonra
Profesör Karwiese tarafından sürdürülmektedir.