Tarihi Kırkpınar Güreşleri'nin doğuşuna
ilişkin çeşitli rivayetler vardır. Bunlardan en yaygın olanı
kısaca şöyledir: 1346 yılında Orhan Gazi'nin Rumeli'yi ele
geçirmek için düzenlediği seferler sırasında, kardeşi
Süleyman Paşa, 40 askerle Bizanslılara ait Domuzhisar'ın
üzerine yürür. Baskınla burasını ele geçirirler. Diğer
hisarların da ele geçirilmesinden sonra, 40 kişilik öncü
birlik geri dönerler ve şimdi Yunanistan'ın topraklarında
kalan Samona'da mola verirler.
40 cengaver, burada güreşe tutuşurlar. Saatlerce süren
güreşlerde, adlarının Ali ile Selim olduğu rivayet edilen
iki kardeşin bir türlü yenişemedikleri görülür. Daha sonra
bir Hıdrellez gününde, Edirne yakınlarındaki Ahıköy
Çayırı'nda aynı çift, yeniden güreşe tutuşurlar. Bütün bir
gün güreşmelerine rağmen yine yenişemeyen kardeş
pehlivanlar, gece boyunca da mum ve fener ışığında
mücadelelerini sürdürmeye devam ederler.
Ancak solukları kesilerek oldukları yerde can verirler.
Arkadaşları onları, aynı yerdeki bir incir ağacının altına
gömerek oradan ayrılırlar. Yıllar sonra ise aynı yere
gittiklerinde iki pehlivanın mezarlarının bulunduğu yerde
gür bir pınar görürler. Bundan sonra halk, orada yatanların
anısına o yöreye, "Kırkpınar" adını verirler.
Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sonunda Kırkpınar
Güreşleri, Edirne ile Mustafapaşa yolu arasındaki
"Virantekke" denilen yerde düzenlenmiştir. Cumhuriyet'ten
sonra 1924 yılında ise güreşler, Edirne'nin Sarayiçi
Mevkii'nde yapılmaya başlanmıştır.
Kırkpınar Güreşleri, 1928 yılına kadar ağaları tarafından
düzenlenmiştir. Güreşlerdeki ödülleri ve misafirlerin
ağırlanmasını hep ağalar karşılamıştır. Ancak 1928 yılında
ülkede meydana gelen ekonomik sıkıntılar nedeniyle ağalığa
talip çıkmayınca, güreşlerin organize ve gelenleri ağırlama
işi Kızılay ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından
üstlenilmiştir. 1946 yılında ise Tarihi Kırkpınar Güreşleri,
Edirne Belediyesi'nce düzenlenmeye başlanmıştır.
Pehlivan
Pehlivan sözcüğü, Farsça'dır. Selçuklular zamanında,
kahramanlık gösteren savaşçılara, üstün başarı kazanan
atıcı, güreşçi, gürzcülere Pehlivan denildiği bilinir.
Pehlivan deneyiminin bu anlamda kullanılışı Sultan II.
Mahmut döneminin sonuna kadar sürmüştür.