Yaklaşık olarak yüz elli yıldan bu yana,
mason tarihçiler geleneksel tarihlerini çeşitli yöntemlerle
araştırma çabasındadırlar ve 1717 yılında İngiltere Büyük
Locasının kuruluşundan önceki dönemlere ilişkin, belgelere
dayanan gerçek kanıtların taramasına girişmişlerdir. Diğer
taraftan, bu tür bilimsel sayılabilecek araştırma ve
yayınlara karşın, gizemci ya da romantik diye
tanımlayabileceğimiz bazı mason araştırmacıların işleri daha
da karıştıran yayınları da süregelmektedir.
Bu durumda, düşünsel masonluğun tarihine iki temel
yaklaşımın bulunduğunu ileri sürebiliriz; doğrulanabilir
olgu ve belgelere dayanan bilimsel (ya da otantik) yaklaşım
ve masonluğu gizemci gelenekler çerçevesine oturtmaya
çalışan, ritüelik öyküler ve simgeler aracılığı ile çeşitli
ezoterik (içrek) geleneklere bağlamaya çalışan romantik
yaklaşım. Sorunları daha da karıştıran bir yön de, her iki
ana yaklaşımın kendi içlerinde de çeşitli fikir ayrılıkları
içermesidir.
Ritüelde Tarih
Masonlar, masonluk tarihine ilişkin temel bilgilerini
doğrudan kendi ritüellerinden edinirler. Çeşitli törenler
sırasında, Kudüs'te Süleyman Tapınağının yapımını, orada
çalışan çırak ve kalfa duvarcıları, onların başındaki usta
Hiram'ı, mason gizlerini açığa vermek istemeyen Hiram'ın
öldürülüş öyküsünü öğrenirler.
Ritüellerde ortaya konulan tarih, masonluğun Hz. Süleyman
zamanında (İÖ 950) varolduğu ve o günlerden beri yaşayan bir
sistem olarak süregeldiği biçimindedir. Oysa, ritüellerin
amacı tarihsel gerçekleri ortaya koymak değil, masonluğun
ilke ve öğretilerinin aktarıldığı dramatik bir öykü
sunmaktır.
Anderson Yasaları
Resmi anlamda ilk mason tarihi, 1723 yılında James
Anderson'un ilk Büyük Loca için kaleme aldığı "Temel
Yasa"nın bir bölümü olarak yazılmıştır. Anderson'un
çalışması, cennet bahçesindeki Hz. Adem'den başlayarak, 1717
İngiltere Büyük Locasının kuruluşuna kadar süren, geniş bir
masonik söylenceden ibarettir.
Bu tarih yorumu nedeniyle Anderson sert eleştirilere
uğramıştır. Ancak, onun bir tarihçi olmayıp, o dönemde yeni
olarak düşünülebilecek bir kuruma onurlu bir geçmiş
kazandırmaya uğraştığı anımsanırsa, bu eleştirilerin
haksızlığı anlaşılır. Üstelik Anderson, özgün bir çalışma
yaptığını da savunmamış, yalnızca Gotik duvarcı yasalarını
yeniden düzenlediğini belirtmiştir.
1738 Yılında, Anderson Temel yasasının yeni bir baskısını
hazırlar. Sınırsız düş gücünün egemen olduğu yeni bir tarih
yorumu yaparak, İngiliz masonluğunun 10. yüzyıldan 1717
yılına kadar ayrıntılı bir tarihini verir. Kral Edwin'in 926
yılında York kentinde düzenlediği büyük toplantıyı Büyük
Locanın ilk bir araya gelişi olarak ileri sürer. Ve bu
toplantıların düzenli bir biçimde 1700'lere kadar
yapıldığını savunur. Mimarları ve inşaat mesleğini
uygulayanları korumuş olan tüm İngiliz soylularını ve
bilinen tarihi kişileri büyük üstat olarak listesine alır.
İlk baskıda hak ettiği hoş görüyü, ikinci baskıda yer alan
ayrıntılı ancak kanıtlanması olanaksız savlar nedeniyle
yitirir. Üstelik Anderson'un Eylemsel masonlukla Düşünsel
masonluk arasında hiç ayrım yapmamış olması da önemli bir
eksikliktir. Anderson'un yapıtı Büyük Loca adına yazıldığı
için, sonraları neredeyse kutsal bir niteliğe ulaşmış,
içerdiği tarih yorumu uzun süre tartışılmamış, masonların
kendi tarih anlayışlarını derinden etkilemiştir.
Tarihsel Kanıtların Peşinde
Anderson'un eylemsel-düşünsel masonluk ayrımını hiç yapmamış
olması, bilimsel yaklaşıma bağlı tarih araştırmacılarını
huzursuz ederek, bu resmi tarih yorumunu eleştirmeye
yöneltmiş ve eylemsel masonluk ile düşünsel masonluk
arasında doğrudan bir bağlantı kurma arzusunu yükseltmiştir.
Gün ışığına çıkan her kanıt kırıntısı bile dikkatle
incelenmiş, araştırma alanları mimari kayıtlardan eski lonca
defterlerine kadar genişletilmiştir. Amaç aşikârdır:
eylemsel masonluktan düşünsel masonluğa dönüşümün
kanıtlanması gerekmektedir. Gerçekten de, araştırmacılar
İskoçya'daki eylemsel mason localarının ilginç özellikler
gösterdiğini kanıtlamışlardır.
Bu localar coğrafi olarak birbirinden ayrı birimler
biçiminde düzenlenmişler ve ülkedeki tüm inşaat işlerini
sürdürüp denetlemişlerdi. İskoç eylemsel masonluğunda, bir
başka locanın bölgesine geçen inşaatçıların kendilerini
tanıtabilmek için, çeşitli gizli parola ve işaretleri
kullandıkları da belirlenmiştir. Bu durum, farklı locaların,
en azından bu tanıtım işaretlerini ve parolaları saptamak
için bir araya geldiklerini, bu buluşmaların da locaları
birleştiren bir örgütlenmenin ilk adımı olduğu
düşünülebilir.
Öte yandan, araştırmalar, İskoçya'daki sözkonusu eylemsel
locaların 16. ve 17. yüzyıllarda, inşaat mesleğinden olmayan
kişileri de "kabul edilmiş" (accepted) ya da "centilmen"
mason niteliğiyle aralarına üye olarak aldıklarının
sarsılmaz kanıtlarını ortaya koymuştur. Üstelik, 17.
yüzyılın sonlarına doğru bazı localarda kabul edilmiş üyeler
çoğunluğu ele geçirmişler ve bu değişimi gösteren localar
tümüyle düşünsel bir nitelik kazanmışlardır. Tüm bu
kanıtların bir araya getirilmesiyle, eylemsel masonluktan
düşünsel masonluğa kademeli geçiş kuramının, en azından
İskoçya için, doğrulandığı söylenebilir.
İngiltere Masonlarının Yorumu
İskoçya'da belirlenen bu eylemselden düşünsele geçiş
kanıtları karşısında, İngiltere masonluğunun savunusu
oldukça ilginçtir. Onlara göre, yapılan araştırmalar
İngiltere'de tam anlamıyla gelişmiş eylemsel locaların
bulunmadığını göstermektedir. Ortaçağ'da İngiliz
duvarcıların örgütlenmesi, alet ve takımların saklandığı ve
dinlenme zamanlarının geçirildiği basit bir barakadan
ibarettir ve bunun ötesinde önemli bir gelişme
göstermemiştir.
1600 Yıllarında, İngiliz lonca sistemi zaten çökmüş
durumdadır. Ne yöresel düzende örgütlenmeler, ne de gizli
tanıtım işaretleri saptanabilmiştir. Hele eylemselden
düşünsele geçiş dönemini belirleyen karma localara yönelik
hiçbir ipucu yoktur. Kısacası, söz konusu geçiş ya da
dönüşüm kuramı İngiltere için pek geçerli görülmemektedir.
Bu durumda, İngiliz mason kuramcılar, kabul edilmiş
masonluğun hiç bir eylemsel öncüle bağlı olmadan
İngiltere'de kendiliğinden yepyeni bir kurum olarak
doğduğunu ileri sürmekten kaçınmamışlardır. Kanıtlanması pek
olası olmayan bu savın yanı sıra, düşünsel masonluğun
İskoçya'dan İngiltere'ye geçmiş olabileceği tezini de,
geleneksel ulusçulukları ile yadsımaktadırlar. Özetle
İngiliz mason tarihçilerin bir bölümüne göre, bugünkü
masonluk İngiltere'den, hiç bir önceliği olmaksızın ve
hiçbir başka ulustan etkilenmeksizin, kaynaklanmıştır.
İngiliz Adaları Dışında Eylemsel Masonlar
Zamanla, düşünsel masonluğun doğrudan kaynağı olabilecek
duvarcı örgütlerinin İngiliz Adalarının dışında
varolabileceği tartışılmış ve derinlemesine bir araştırmaya
yönelinmiştir.
a) Roma İmparatorluğu
Öncelikle, Roma'nın "Collegia Fabrorum"ları, yani meslek
örgütleri ele alınmıştır. Çoğu zaman, "Collegia" sözcüğüne
gizemci ve düşünsel kült anlamları yakıştırılmaya
çalışıldığı olmuştur. Oysa, Collegia'lar Roma'nın,
varlıkları en eski çağlara kadar uzanan esnaf ve zanaatkâr
dernekleridir. Bunlar arasında özellikle "Magistri Comacini"
(Como Ustaları) 7. ve 8. yüzyıllarda tüm Orta Avrupa'ya
yayılmış bir inşaatçı topluluğudur. Bu örgütün en önemli iki
niteliği; kendi içinde bir derecelenme sistemi uygulaması ve
üyeler arasında sıkı bir kardeşlik bağının kurulmuş
olmasıdır. Roma mimari anlayışını Avrupa'ya yayan bu
topluluk, Gotik mimarinin geliştiği 10. yüzyılda etkisini
yitirmiştir.
Daha sonraki dönemlerde, Orta Avrupa lonca sisteminde ve
mimar-duvarcı-taş yontucu mesleklerinin örgütlenmesinde
Collegia'lardan esinlenilmiş olduğu düşünülebilir.
Anadolu'daki Ahi lonca örgütlenmesinde, Bizans yoluyla
aktarılan Roma Collegia'larının etkisinin olup olmadığı ayrı
bir inceleme konusu olabilir.
b) Manastırlar
Yaklaşık olarak 8 yüzyılla 12. yüzyıllar arası Avrupa'da,
inşaatçılık çalışmaları manastırların çatısı altında
sürdürülmüştür. Eylemsel masonluğun en parlak dönemini
yaşamasını sağlayan Gotik mimari stili de manastırlarda
ortaya çıkmıştır. Muhteşem Gotik katedralleri inşa eden
masonlar, manastırlarda oldukça huzurlu bir yaşam ve çalışma
olanakları bulmuşlardır. Roma Kilisesinin manastırlar
üzerinde giderek artan baskıcı denetimi ve Gotik mimarinin
etkisini yitirmesi üzerine, bu masonlar zamanla
manastırlardan bağımsızlaşmışlar ve Collegia'lardan örnek
alarak kendi örgütlerini oluşturmuşlardır.
c) Fransız Compagnonage'ları - Alman Steinmetzen'leri
Ortaçağ sonrasında Fransa'da oluşturulan meslek birliklerine
genel olarak "Compagnonage" denir. Sözlük anlamı
"birliktelik" olan bu örgütler ekonomik kriz dönemlerinde
meslektaşlar arası dayanışma oluşturmak ve güvence sağlamak
amacındadırlar. Birer öncü sendika niteliğinde olan bu
kuruluşlar, zamanına ne devletçe desteklenmişler ne de
kilise tarafından korunmuşlardır. Duvarcılarla birlikte
diğer meslek gruplarından kişileri de barındıran
"Compagnonage" örgütlerinin amblemlerinde gönye ve pergel
bulunması oldukça anlamlıdır.
Yine Ortaçağ sonrasında, bu kez Orta Avrupa'da, özellikle
Almanya'da örgütlenen eylemsel masonlar "Steinmetzen" yani
taş ustaları olarak adlandırılırlar. 12.yüzyıldan
başlayarak, manastırlarla tüm bağlantılarını koparan duvarcı
örgütleri, 13-17. yüzyıllar arasında tüm Avrupa'ya
yayılmışlardır. "Steinmetzen"ler 14. yüzyılda Strasbourg
kentini üs edinen bir merkezi örgütlenme oluşturmuşlar ve
1452 yılında da bir anayasa düzenlemişlerdir.
Ancak, hem Compagnonage'lar hem de Steinmetzen'ler üzerinde
yapılan araştırmalar düşünsel nitelikte bir çalışmanın
varolduğu hakkında herhangi bir kanıt ortaya çıkaramamıştır.
Eylemsel Masonlukla Dolaylı Bağlantı Kuramları
Otantik araştırma anlayışına bağlı bazı mason tarihçiler,
duvarcı örgütleri ile düşünsel masonluk arasında doğrudan
değil de, dolaylı ilişkiler olasılığı üzerinde
durmaktadırlar. Bu yaklaşım, düşünsel masonluğun
kurucularının zamanında açıkça uygulanması olanaksız eylem
ve düşünülerini gizlemek amacıyla, kendilerine eylemsel bir
örgüt görünümü verdikleri varsayımını irdelemektedir.
15. ve 16. yüzyıllar, siyaset ve dinin iç içe geçtiği ve
fikir ayrılıklarının savaşlara bile yol açabildiği huzursuz
bir dönemdir. Özellikle dinsel kurallara uymayan kişilere
şiddetli yasal yaptırımlar uygulanmaktadır. Bu kurama göre
ilk düşünsel masonlar, devlet politikalarına ve dinsel
uygulamaların katılığına karşı çıkan ve toplumsal gelişmenin
sağlanması amacıyla çeşitli görüş ve inançta kişileri bir
araya getirmek isteyen kişilerdir. Yaklaşımları devrimci bir
nitelikte olmakla birlikte, geçerli dinsel yapıyı alaşağı
etmeyi düşünmeden, vicdanların özgür kılındığı bir toplum
düzenini kurmak arzusundadırlar.
Yine bu dolaylı etkilenme kuramı çerçevesinde, bir
alternatif görüş de, masonluğun kaynağına düşünsel açıdan
değil de, bir hayır kurumu niteliği açısından yaklaşmaktır.
Bu varsayım, masonluğu 17. yüzyılda gelişen bir yardımlaşma
örgütü olarak ele alır.
Diğer Örgütlerle Doğrudan Bağlantı Kuramları
Düşünsel masonluğun kaynağına ilişkin olarak geliştirilen
diğer bazı kuramlar da, eylemsel masonluğun tümüyle dışında
bulunan bir takım toplulukları ele almışlardır.
a) Gül-Haç Örgütü (Rozikrüsyen'ler)
Bu topluluk 16. yüzyılda Almanya'da ortaya çıkmıştır.
Kurucusu, gerçekten yaşayıp yaşamadığı bilinemeyen Christian
Rozenkreutz isimli bir kişidir. Bu örgüt 17. yüzyılda Fransa
ve İngiltere'yi de kapsayan geniş bir alana yayılmayı
başarmıştır. İlk bakışta hem localar, hem de dereceler
açısından masonlukla büyük benzerlikler göstermektedir.
Gül-Haç örgütü özünde gizemci bir topluluktur. Evrenin ve
yaşamın gizlerini tümüyle gizemci bir yaklaşımla, hermetizm
ve kabala gibi uygulamalarla tanımaya çalışmaktadırlar.
Masonluğun hemen her ritinde bulunan "Gül-Haç Şövalyesi"
derecesi nedeniyle, düşünsel masonluğun Gül-Haçlardan
kaynaklandığı sıkça ileri sürülmüştür. Öyle ki,
İngiltere'deki ilk düşünsel masonlar arasından bazılarının
aynı zamanda Gül-Haç örgütüne üye olduklarının bilinmesi,
doğrudan bir bağlantının kanıtı olarak sunulmuştur. Bazı
savlar masonluğun, Gül-Haç'ların İngiltere'deki şubesi
olduğu noktasına kadar vardırılmıştır.
b) Tampliye'ler
Düşünsel masonluğun kaynağı olabilecek örgütler arasında
belki de üzerinde en çok durulmuş ve tartışılmış olanı
Tampliye'lerdir. Özellikle, bir çok mason ritinde bazı
yüksek derecelerin adı olarak "Tampliye Şövalyesi" unvanının
benimsenmiş olması dikkatleri bu örgüt üzerine çekmiştir.
Bir keşiş-şövalye tarikatı olan Tampliye'ler, 1118 yılında
Kudüs'te kurulmuştur. Görünen amaçları, Hıristiyanların
Kutsal Topraklar'da esenlik içinde yolculuk yapabilmelerini
sağlamaktı. Bir adı da "İsa'nın Yoksul Askerleri" olan bu
tarikat, Kudüs'te Süleyman Mabedinin yıkıntılarının
bulunduğu bir bölgede yerleşmişti. Bu nedenle de, aynı
zamanda "Tampliye" yani tapınak tarikatı adı ile tanındılar.
Tampliyeler, 1128 yılında toplanan Troy konsilinde, St.
Bernard'ın girişimleri ile Roma Kilisesi tarafından
onaylandı ve Papa'dan başka hiçbir otoriteye hesap
vermeyecek bir statüye kavuştu. Tarikat kısa sürede tüm
Avrupa'lı soylulardan ve dinsel kurumlardan parasal destek
gördü ve hızla gelişti, hem üyelerinin sayısı, hem de mal
varlığı arttı. Zamanla, bankerlik işlemlerine de başladılar.
Para ve değerli malların para karşılığında bekçiliğini
yapıyorlar, faiz karşılığı borç veriyorlar, Avrupa limanları
ile Filistin arasında kredi mektubu, çek gibi işlemler
uyguluyorlardı.
12. yüzyıl sonlarına doğru, topluluk tüm Avrupa'ya yayılmış,
yaklaşık 30.000 üyesi bulunan ve inanılmaz bir mal varlığına
sahip bir güç haline gelmişti. Tarikat tarafından, köprüler,
yollar, katedraller ve şatolar inşa edilmişti. Tampliyeler
artık Fransa ve İspanya krallarına bile borç verir duruma
gelmişlerdi.
Doğu'da, Filistin'de Müslümanlarla ilişkilerini
geliştirmişler ve özellikle Sünni otoriteye karşı çıkan
Şii-batıni İslam tarikatleriyle (Lübnan'da Dürzi'ler ve
Suriye'de Haşhaşi'ler) dostluk kurmuşlardı.
Ancak, önce Kudüs'ün sonra diğer Kutsal Toprakların tekrar
Müslümanların eline geçmesi, Tampliyeler'in prestijini
sarstı. Ellerinde bulundurdukları büyük maddi güç, Fransa
kralı IV. Philip'i huzursuz etmekteydi. Nihayet, Avignon
kentinde zorunlu olarak ikamet etmekte olan V. Clement,
Philip'in politik baskılarına dayanamayarak, Tampliye
tarikatının düzmece suçlamalarla yargılanmasına karar verdi.
1309 Yılında, Fransa'da bulunan şövalyeler Büyük Üstatları
Jacques de Molay ile birlikte tutuklandılar. Suçlamalar,
dinden çıkarak şeytana ve puta tapma ile sapık cinsel
ilişkilerdi. Bir çok şövalye engizisyonun işkenceleri ile
can verdi. Suçlarını itiraf etmeyen Büyük Üstat Jacques de
Molay ile iki önde gelen şövalye 1314'te Paris'te yakılarak
öldürüldü. Tarikat Papa tarafından kapatıldı ve tüm taşınmaz
malları Hospitallier tarikatına devredildi. Tüm nakit
varlıklar da Fransa kralının kasasına aktarıldı.
Bazı kaynakların ileri sürdüğüne göre, 1309 yılındaki
tutuklamadan kaçan kimi şövalyeler İskoçya'ya kaçmıştı.
Burada bulunan yerel Tampliye örgütüne sığınan bu kaçaklar,
İskoç kralı Robert Bruce'ün ordusuna katılarak 1314 yılında
İskoçya-İngiltere savaşına katılmışlar ve daha sonra da
Heredom yakınlarında bulunan Kilwinnig isimli bir eylemsel
mason locasına girmişler. Kesin olarak kanıtlanamayan bu
savlara göre, Tampliyeler daha 14. yüzyıl başlarında, ilk
kabul edilmiş masonlar olmuşlar. Aynı görüş, Avrupa'nın
diğer ülkelerinde bulunan Tampliyeler'in de çeşitli localara
katıldıkları biçiminde yinelenmiştir.
Tampliyeler en güçlü oldukları dönemlerde, Avrupa'nın hemen
her yerinde çeşitli loncalar ve meslek dernekleri ile yakın
ilişkiler kurmuşlardı. Tarikatın her şubesinde, önde
gelenler arasında bir "Magister Carpentarus" bulunurdu ki
bunlar gerçek mimarlardı. Tarikat özellikle Paris'te çok
güçlüydü. Kentin yaklaşık üçte biri tarikatın denetiminde ve
kralın yargılaması dışındaydı. Tampliyeler'e bağlanan meslek
kuruluşları özgür dernekler olarak kabul ediliyorlar ve
kraliyet yargıçlarının yetkilerinin dışında kalıyorlardı.
Böylece haraç, angarya, göz altı gibi yaptırımlardan
kurtulan tüm bu meslek sahipleri tarikatın kurallarına göre
yaşıyorlardı.
Tampliyeler'in 1314 yılına kadar olan tarihleri sağlam
belgelere ve kanıtlara dayanmaktadır. Ancak, mason
localarına katıldıklarına dair tutarlı kanıtlar
bulunamamıştır. Yalnızca, "Rite de Bouillon" adı verilen bir
18. yüzyıl yazmasında, düşünsel masonluğun Tampliyeler'den
kaynaklandığını belirten bir ritüel saptanmıştır. Aslında,
bir adı da "Eski İskoç Riti" olan Bouillon riti Andrew
Michael Ramsay tarafından kurulmuştur. Ramsay bu ritin
kuruluşunu 1737 yılında başlatmış ve düşünsel masonluğun
Tampliye kaynaklı olduğunu savunmuştur. Bu rit, 1758 yılında
"Olgunlaşma Riti"ni, 1786 yılında da "Eski ve Kabul Edilmiş
İskoç Riti"ni doğurmuştur.
Romantik Kuramlar
Düşünsel masonluğun kaynaklarına ilişkin diğer bir büyük
kuramlar topluluğunu, genel olarak "romantik kuramlar"
olarak adlandırmak olasıdır. Bu kuramlar şu ana akımlara
indirgenebilir:
a) İçrek Yaklaşım
Bu yaklaşım mason ilkelerinin, ritlerin, simgelerin ve
ritüelik terimlerin, diğer içrek örgütlerdeki unsurlarla
olan benzerliklerinin irdelenmesi ve bulunan benzerliklerin
rastlantısal olmayıp kasdi olduğunun savunulması ve
böylelikle diğer içrek örgütlerle gelenek bağlarının
kanıtlanabileceği savlarına dayanan yaklaşımdır.
Bu anlayışta, ilke ve çoğu simgelerin evrensel olabileceği
göz önünde tutulmadan, tüm inisiyasyon töreni aracılığı ile
girilen örgütlerin, gerçek ya da zorlama benzerlikler
aracılığıyla, düşünsel masonlukla bağlantısı olduğu
düşünülmektedir. Bu tür içrek örgütler arasında İsis-Osiris
kültleri, Gnostik tarikatler, Pisagorculuk, Mitracılık,
Orfizm, Kabalacılık, Simyacılar, Gül-Haç örgütü gibi
topluluklar bulunmaktadır.
b) Gizemci Yaklaşım
Masonluk mesleğinin, düşünsel öğeleri ile birlikte, ezelden
beri süregeldiğini, özünde Hıristiyanlık değerlerini içeren
bir kurum olduğunu, Orta Çağ'dan itibaren lonca sistemi ile
bütünleştiğini, dereceler biçiminde örgütlenme ve nesiller
boyu mason gizlerinin aktarılması gibi unsurlar nedeniyle
gizemci bir sisteme dönüştüğünü savunan bir yaklaşımdır.
Bu yaklaşımın bir hareket noktası da simgelerdir. Mason
simgelerinin çeşitli dinler, tarikatler, gizli örgütler ve
gizemci kurumların simgeleri ile karşılaştırma ve
ilişkilendirme yolunu tutar.
c) Gelenekçi Yaklaşım
Anderson geleneğini sürdürerek, düşünsel masonluğu cennet
bahçesine ve Adem'e kadar geri götürür. Kesin belge ve
kanıtların bulunduğu dönemlerde bile, masonluğun değişim ve
gelişmelerini yadsıyarak, ritüelin tüm ayrıntıları ile
ezelden beri uygulana geldiğini savunan, tam anlamı ile
dogmatik bir anlayıştır.
Sonuç
Düşünsel masonluğun kaynaklarına ilişkin kesin bilgi ve
belgelerin bulunmaması, bu konudaki yaklaşımların
çeşitliliğini arttırmıştır. Masonlukta, merkezi denetime
bağlı tek bir ritüel ve standart bir ritüel yorumlaması
bulunmadığı için, her mason topluluğu kaynak konusunda
kendine ait ayrı bir tarih yorum ve anlayışı
geliştirebilmiştir.
Bugün için, tüm mevcut loca ve eski meslek örgütlerinin
kayıtları gözden geçirilmiş olmasına karşın, düşünsel
masonluğun gerçekten nereden kaynaklandığını kanıtlamak
olası değildir. Ancak mason tarihini araştıranlar, henüz
kilise ve özel aile arşivlerini incelemek olanağını elde
edebilmiş değildirler.